Kertenkeleye benzeyen, pullu Amerika, filizlenen
bitkiye dolanmış, dolanmış ağaç gövdesine
boy atan bataklıkta:
zehirli yılanların sütüyle
beslemiştin korku saçan oğullarını,
sıcak beşikler yumurtadan yeni çıkmış
Bu sakin sabah ışığı
kaç seferdir yansıdı
çimenlerden ve ağaçlardan ve bulutlardan
girerek benim kuzey odama
dokunarak duvarlara
çimenlerle, bulutlarla ve ağaçlarla.
Nerede maden işçileri, nerede
halat örenler, derileri
tabaklayanlar, ağ atanlar,
neredeler?
Nerede binanın tepesinde
İsterdim ki bana güvensizlik beslemeyesiniz: yazdır,
yumuşacık yapıyor su beni ve yukarı kaldırıyor özlemimi
bir dal gibi, şarkım ayakta tutuyor beni
belli izlerle belirlenmiş bir ağaç gibi.
Sizler önemsizler, sizler sevgililer, gelin benim kafama.
Yuva kurun bir kertenkelenin ışıltısındaki
Şili'de, Chimbarongo'da kısa süre önce
bir senato seçiminde bulunuyordum.
Gördüm nasıl seçildi,
bu vatanın destekleri.
Öğleden önce saat onbirde
gelirdi arabalar tarladan
Zümrüdüankalar oynamakta taraçalarında.
Gitti Zümrüdüankalar, ırmak yavaş akmakta.
Çiçekler ve çimenler
Go’nun hanedan evinin bulunduğu o karanlık yolu örter.
Shin’in parlak urbaları ve parlak başlıkları
İhtiyar tepelerin tabanıdır şimdi.
Türlü türlü, soğuk yapraklardan işitiliyor birden
chucao kuşunun sesi, sanki bir şey bulunmuyor
yalnızlığın yığılmasından oluşan bu çığlıktan başka,
bütün ıslak ağaçlardan oluşan bu ses.
Ses titreyerek kaydı ve karanlık atımın üzerine,
daha yavaşça ve daha da derin bir kaçıştan: durdum,
Çiçeğin çiçeğe sunduğu yüksek tomurcuk
ve kaya besliyor elmas ve kumdan uysal giyitini
içindeki yayılmış bitkilerini,
yolarcasına denizin cüretkâr kaynaklarından
buruşturuyor insan ışıklı taçyaprağını
ve delik deşik ediyor titreyen metali elleriyle.
Söndürüyorlar lambayı ve lambanın beyaz kubbesi
parlıyor bir ânlığına çözülmeden önce
bir hap gibi bir bardak karanlıkta. Sonra hafifliyor orada.
Otelin duvarları değiyor göğün karanlığına.
Aşkın devinimleri yatıştı ve uyuyorlar şimdi
Kürek çektim ırmaklarda ve şimşeğin koylarında
gök gürlemesi
çatlatıncaya kadar benim korunaklarımı
ve aşağıda boğuldum
bir taşın her bir akciğerinde
ki inekler yalamışlardı




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla