Ağaç Tepeleri
Bir iç çekişle başlar asansörler çıkmaya
porselen misali narin yüksek binalarda.
Asfalt üstünde çok sıcak bir gün olacak.
Trafik levhaları indirmiş göz kapaklarını.
Ağaç ve Gökyüzü
Bir ağaç dolaşıyor yağmurda,
hızla geçiyor yanımızdan o dökülen gride.
Bir işi var. Yağmurdan hayat çıkartıyor
meyve bahçesindeki karatavuk misali.
Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.
Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.
Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.
Açıyorum ilk kapıyı.
Güneşle aydınlanmış büyük bir oda.
Geçiyor sokaktan ağır bir araba
ve sallıyor porselenleri.
Açıyorum iki numaralı kapıyı.
Gayrı yok bizim için o küçük iç çekiş,
Gayrı yok alacakaranlıkta rüzgârların eziyeti.
Bak şu adil ölüme!
Gayrı yok artık yanışım.
Kimseler korumuyor mezarımı
ve kimse anımsamak istemiyor beni
ölüm ülkesi gecesinde hiç
ulaşmaz bana canlı bir ses
Bir zaman ufacık bir kızdım
örgülü dalgalı saçlarım
Ağ Tamircileri
Sardalya kayıklarının o küçük limanının az biraz yukarısında,
O çelimsiz, acı badem köklerinin yeşil torbalı kabuklar şeklinde
Semirdiği yerin az biraz aşağısında, üç ağ tamircisi oturuyordu,
Siyah giyinmişlerdi, her biri matemini tutuyordu birilerinin.
Ağustos Ortasında Sourdough Dağı’ndaki Gözlem Yerinde
Dumanlı pus aşağıdaki vadide
Üç günün sıcağı, beş günün yağmuru sonrası
Alazlanır reçine köknar kozalaklarında
Kayalıklar ve çayırlıklar boyunca
sesten yapılmış
meşe çalısından bir yerde
ışık saçan bir salıncak
gizlice kurulmuş
alıkoyan - bozulmuş
bir durumda: altın pırıltılı!
Ah, bir zaman Donnycarney’de
Uçarken bir yarasa ağaçtan ağaca
Yürüyordum sevgilimle yan yana
Ve öyle şirindi ki söyledikleri bana.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla