“Elimize geçen bir soğuk varıştı,
Tam da yılın en kötü zamanıydı
Bir yolculuk için, ve öylesi uzundu yolculuk:
Dipsizdi yollar ve keskindi hava,
Kışın en ölüm zamanıydı.”
Ve huysuzdu, inatçıydı, ayakları yaralı develer,
Şimdi biliyorum, neden yirmi yaz boyunca üzerime ışık düştüğünü, ve niçin beni hayrette bıraktığını tarlaların çiçeklerini koparmanın.
Niçin diye soruyorum kendime bu günlerde, niçin bu tansıksı armağan: bu sıcak güneş ve bu taze çimen?
Vereceğim tatlılığı bağışlamak için geçti gitti benden ışık, mavi bir üzüm-salkımıydım sanki. İçimin derininde, damarlarımda damla damla büyüyen o şey, şarabım benim.
Binalar arasındaki uçurum
Bu iç-çekiş
Kesip geçiyor beyin kabuğunu
Uçurum baygınlığı getiriyor beraberinde
Ve dışarıda boşluktaki dil de
Bizi yiyip bitiren
Sordunuz bana ne örüyor kabuklu hayvan
altın tırnakları arasında
ve yanıt veriyorum: Deniz bilir bunu.
Dediniz: Neyi bekler ascidia
berrak çanında? Neyi bekler?
Söylüyorum sizlere: Sizler gibi zamanı bekler.
Bilmem geceyi artık, ölümün müthiş belirsizliğini
Bir yıldız filosu atar çapasını yüreğimin limanına
Ah nöbetçi Hesperos, kayalıklı tepelerinden
Şafağı bildirirken beni düşleyen bir adada
Gök mavisi bir esintinin yanında parlayabilesin diye
Yüreğimin gerçek yıldızıyla sarmaş dolaş
bilmiyorum konuştuğum dilin sözcüklerini
ve şaşırarak izliyorum düşüncelerimi,
bunlar sevenlerin elleri değil ki
bunlar suda yüzen kuğular değil ki
duvarları yıkan
bir yardım çığlığı değil ki bu
Bina Cepheleri
I
Yolun sonunda görürüm gücü
ve teker teker çözülen
birbiri üstüne geçmiş yüzlerle
Bin Dokuz Yüz Seksen
Adamın bakışları rastgele geziniyor gazete sayfasında.
Öyle donmuş bir halde geliyor ki hisler, düşünceye dönüşüyor.
Sadece derin hipnozda öbür benliğine geçebilirdi adam,
dönüşebilirdi kendisinde saklı o bacıya, -Şah ölmüş olsa bile-
Birer birer belirdiler
karanlıkta: birkaç arkadaş, ve
tarihi isimler taşıyan
birkaç kişi. Nasıl da geç başladılar ışımaya!
fakat sönüp gitmeden somutlaşarak
dururlar kusursuzca, bütün
Bundan bir zaman önce dolanıyordum bu yabancı
topraklarda: ışıklanmıştı anayurdumun adı
gizemli takımyıldızlar gibi göklerinde.
Bütün enlemlerde kovalanmış, kör
ve tehditle ve rezaletle korkutulmuş,
tuttu ellerimden ve dedi ki bana: “Şilili”




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla