ah ışık-taşıyıcılar (ah böyle bir ışık hâlesi
bağışlasın beni)
ah ışık-taşıyanlar ışığı-alanlar!
tarlada
akıllı bir başvuru gibi
ışık saçan
Tanrım, geçip giden hoş şeylere baktığımda,
Yaşlı ağaçların altında taze yaprakların gölgesi
Dans eder çimende dolanan rüzgârı ya da Ağustos demetlerindeki
Ağustos güneşinin altın sessizliğini hoşnut etmek için.
Bundan daha mutlu bir dünya olduğuna inanabilir miyim ki?
Ve varsa eğer
Fırlattığımız taşların düştüğünü
duyarım, yılların arasından cam berraklığında. Vadide
uçar ânın şaşkın
eylemleri ve bağırır
bir ağaç tepesinden bir ağaç tepesine, susar
şu ândan daha ağır bir havada, kayar
Bazen görürsün
taşlardaki
bir devinimi,
dilsiz,
konuşan gene de:
sendin bu,
Taşlar içindeki taşta, insan, neredeydi?
Havaların havası içinde, insan, neredeydi?
Zamanların içindeki zamanda, insan, neredeydi?
Sen miydin tamamlanmamış insanın o küçük dilsizi
ki caddelerde ve eski izler üstünde yürüyen
o ruhsuz kartalın geçerek ölü sonbaharın
İnsanların onarıldığı bir şehirdi bu.
Büyük bir örste uzanmıştım.
Yassı mavi gök çemberleri
Uçtu bir bebeğin şapkası misali
Düştüğüm zaman ışıktan dışarı. Girdim
Bugün, 25 Nisan, düştü
Ovalle’nin tarlalarına
yağmur, uzun süredir beklenen, su 1946.
Bu ilk ıslak Perşembe günü kuruyor sisli bir gün
boz demirhanesini dağlarda.
Tatlıysa eğer bütün ırmakların suyu
nereden gelir denizin bu tuzu?
Nasıl bilir mevsimler
gömlek değiştireceklerini?
Sahte astrolojiden, biraz hüzünlü alışkanlıklardan,
sonsuzluğa dökülen ve sürekli kaldırılmış yoldan,
her zaman korudum bir eğilimi, yalnız bir tadı.
Sandalyelerde bulunmanın tevazusu içindeki hayli eski
tahtalar gibi yıpranmış konuşmalardan, ikinci sınıf




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla