Yorumlu Portre
İşte tanıdığım bir adamın portresi.
Oturuyor adam masada yayarak gazeteyi.
Gözlüklerinin ardında devriliyor gözleri aşağı doğru.
Yıkanmış kıyafetleri çam ormanının parlaklığıyla.
Ysolt’a Methiye
Gönlüme eğilmeyi öğretmek için,
boş yere çabalayıp durdum;
“Senden büyük nice şarkıcılar var” diye
ona boş yere söylemiş oldum.
Kont Villamediana’ya adanmıştır
Toprak ıslak gözkapaklarıyla doluyken
küle dönüşür ve katılaşır, kalburlanmış hava,
Kendi derisinden kaçtı yerli
eski azametin derinine, oradan da bir gün
yükseldi adalara: yenilmiş olarak
dönüştü görünmeyen atmosfere,
yaydı kendisini toprakta ve serpti
gizli işaretlerini kumun üzerine.
Yeşil Kaya, Winthrop Körfezi
Parlak olamaz hiçbir felçli mazeret
Pıhtılaşmış mavna katranında, gelgit hattında, o harap iskelede.
Bunu daha iyi bilmeliydim.
Yetiştim altından daha da ötesine:
Orada bulunuyordu henüz insanları
birleştiren o ince ip, orada yaşıyordu
insanların saf kuşağı.
Geçirdi ölüm dişlerini onlara,
altın, o ekşi dişler ve zehir
Yıkıcı Bir Güçtür Şiir
Yürekte bir şeyin olmamasıdır
Istırap dediğin şey.
Ya sahipsindir veya hiçbir şeydir.
Dille konuşuruz, altın gibi parıldar iyilerin konuşması.
Tanrı bize bir dil vermiş, fakat yılanın dilini ikiye yarmış.
Yılanla hısım akrabadır iki dili olanlar. Ölümü de tadacaklar
Çürümeyi de. Onlar nefretin meskeninde oturacaklar.
Pluz / Erzincanlı Johan (1230-1293)
Yılan Oynatıcısı
Tanrılar başladığında bir dünyaya, ve insan başkasına,
Başlar böylece yılan oynatıcısı ay gözüyle, çalgı ağzıyla
Yılansı bir küreye. Çalar çalgısını. Yeşil gibi çalar. Su gibi çalar.
Yıldız hoş bir nafaka verecek,
Neyim ben ki seçecek?
Ah, günah çıkartan bir ruh mu olacak,
Küçük tokalı ayakkabılar mı ancak?
Bir alyans mı dilemeli




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla