Düzelterek ve tekrar düzelterek tüylerini yağmurda,
Kamburlaşmıştı ıslak bir kara karga
Yukarıdaki bükülmez dalda.
Görüntüyü gözümde
Ateşleyecek
Bir mucize ya da bir kaza
Hayır, bırakma ki tanısın Kraliçe
senin yüzünü yeniden, böyle daha tatlı
işte, ey sevgilim, uzağında putların, ellerimdeki saçının
süsünün ağırlığıyla; anımsar mısın
Mangareva ağacının senin saçlarına düşen
çiçeklerini? Bu parmaklar benzemiyor
Bilmesek de ne işe yarayacağını, ey Tanrı,
Bu hayat bir şey olmasa bile hayaletten başka,
Küçük bir inançla arasak bile el yordamı,
Dövüşecek ve kaybedecek bir yürek ver bana.
Olayım her daim asi,
Bugün adları Gajardo’dur, Manuel Trucco’dur,
Hernán Santa Cruz’dur, Enrique Berstein’dir,
Germán Vergara’dır, para karşılığı
konuşanlardır bunlar, ey anayurt, senin kutsal
adınla ve ileri sürüyorlar seni savunduklarını
atarlarken senin yapraklarının mirasını pisliğe.
Dağda gördüğüm dağsıçanı kaçmadı
Fakat hantalca seğirtti yayılmış eğreltiotlarının içine
Ve karşımda durdu, kirden bir çıkıntının ardında, tıkırdatarak
Solgun kemirgen dişlerini kastanyetler gibi
Eğik bacaklarıma doğru, değiştirmek istemiyordu
Şu ihtiyatlı tıkırtı sesini veya sevgi
O eşcinsel delikanlılar ve aşka teşne kızlar,
ve haylidir dul olanlar çılgın uykusuzlukla mustarip,
ve otuz saat önce hamile kalmış genç zevceler,
ve bahçemin karanlığında dolanan o boğuk sesli kediler,
kuşatırlar ıssız meskenimi
titreyen cinsel istiridyelerden bir kolye gibi,
Yanal titreşimler okşar beni,
Sıçratır ve okşar beni,
Dokunaklı bir şekilde iyiliğim için çalışırlar,
Bütçemin iyi olmasını sağlarlar.
Kargılı kadın hazır bekler.
Uykudayken görürüm O’nu, kırmızı korkunç kızımı.
Bizi ayıran camın ardında ağlamaktadır.
Ağlamaktadır, ve kızgındır.
Kediler gibi kavrayan ve rendeleyen çengeller misali ağlayışları.
Dikkatime tırmanıyor kızım, bu çengeller sayesinde.
Karanlıkta ağlıyor, veya bizden uzakta
Sadece bir çeşit kopya kağıdıdır gece,
Siyahlaşan mavi mürekkep, yıldızların çok dürtülmüş döngüleriyle
Işıkta belirir, her bir dikiz deliğinden –
Kemik beyazı ışık, ölüm gibi, ardında her şeyin.
Yıldızların gözleri ve ayın açık ağzı altında
Çöl yastığı acı verir O’na, yayar ince,
Uyu şimdi, ah uyu artık,
Ey uslanmaz yürek!
”Uyu şimdi” diye bağırdığını bir sesin
İşitir yürek.
Kapıda tak tak




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla