Düşer güzleri kavaklardan
o yüce oklar, yenilenmiş unutuş:
batar ayaklar kendi temiz kabuğuna:
acı çekmiş yaprakların soğuğu
bir büyük altın kaynaktır
ve parıldayan dikenler yükselir göğe doğru
Bir kış güneşi bulmak için göç ediyor
Soğuk kırmızı bir yolda güdüyor davarını,
Çağırıyor onları bildik bir sesle,
Ve Kabra’ya doğru sürüyor hayvanları.
Bir ses, evin sıcaklığını anlatıyor.
Bundan sonra, uzaklardan gözlemlenen bir ayrılış gibi,
mezarsı duman istasyonlarında ya da ıssız dalgakıranlarda,
bundan sonra görürüm atarken kendisini kendi ölümüne,
ve arkasında duyumsarım zamanın günlerinin kendilerini kapattığını.
Bundan sonra duyumsarım birden nasıl da gittiğini,
Rüzgârda bir dağın yücesinde oturup
birbirimize yeni şiirler okuyacağımız
başka bir dünyanın bulunmadığına
inanmıyorum.
Tu Fu olabilirsin sen, ben de Po Chu-i
ve marazi kafalarımıza gülümseyen
Evet, efendim, ben Oruro'nun güneyindeki
Sierra de Granito'lu Jose Cruz Achachalla'yım.
Evet, orada yaşar annem
Rosalia kendi halinde:
bir beyefendi için çalışır,
evet, çamaşır yıkar.
İyilik akıp gider evimde.
Bayan İyilik, öyle hoştur ki!
Yüzüğündeki mavi ve kırmızı mücevherler tüter
Pencerelerde, aynalar
Doldurulur gülüşlerle.
İzlanda Kasırgası
Deprem değil, ama gökyüzü sarsıntısı bu. Turner resmini yapabilirdi bunun, sımsıkı bağlayarak. Yalnız bir eldiven girdap halinde dönenip geçti az önce, takıldığı elden birkaç kilometre ötede. Tarlanın öbür tarafındaki eve, rüzgâr karşıdan eserken ulaşmaya çalışıyorum. Dalgalanıyorum kasırgada. Röntgenim çekildi, iskelet sundu istifa dilekçesini. Panik büyümekte, bu esnada ben geçerken, batarken ben, batarken ben ve boğulurken kuru toprakta! Nasıl da ağır, birdenbire sürüklemem gereken her şey, kelebek için bir mavnayı sürüklemek kadar ağır! Nihayet ulaştım. Son bir boğuşma kapıyla. Ve şimdi içerdeyim. Ve şimdi içerdeyim. Arkasında o büyük camlı bölmenin. Nasıl da tuhaf ve muazzam bir icattır şu cam – çok yakınında olmak ve etkilenmemek… Dışarıda aceleyle geçer devasa büyüklükteki şeffaf koşucular lav ovası üstünden. Ama artık dalgalanmıyorum ben. Oturuyorum camın arkasında, sessizce, bizzat kendi portrem.
[YABANIL MEYDAN’dan (1983)]
İzmir’de Saat Üç’te
Neredeyse boş sokağın önünde
iki dilenci vardı, birinin bacakları yoktu –
biri sırtında taşıyordu öbürünü.
S'io credesse che mia risposta fosse
A persona che mai tornasse al mondo,
Questa fiamma staria senza piu scosse.
Ma perciocche giammai di questo fondo
Non torno vivo alcun, s'i'odo il vero,
Senza tema d'infamia ti rispondo. (*)
Zeytinliklerin boğulmuş platini
ve toprağın ve ölü İspanyolların arasında
o zalim dalgaya direnen
pak hançerin var, ey Jarama.
Oraya geldi Madridli adamlar




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla