Bakış arıyor bir barış gezegenini ne ki hiç bir
birlik en sonuncu hiç bir sınır kımıldatılmaz değil
sonsuzda bile bölünür sevdalılar köklerine dek
sadece ateş yatağına aç girmez
Rüzgâr:
Niçin çalarsın
bu uzun güzel adagio’yu,
bu kadim parçayı,
bu gece?
Bir dağ var ülkemde,
bir ırmak var ülkemde.
Gel benimle.
Tırmanır gece dağa.
Daha fazla anam geldi
ayağında takunyalarıyla. Gece
kutuptan esti rüzgâr, kırıldı
çatının kiremitleri, yıkıldı
duvarlar ve köprüler.
Bütün gece boyunca uludu gecenin pumaları,
Daha ne kadar zaman rüzgârı dışarıda bırakan bir duvar olabilirim ki?
Daha ne kadar zaman
Soğuk ayın mavi yıldırımlarını engelleyerek
Yumuşatabilirim güneşi elimin gölgesiyle?
Yalnızlığın sesleri, üzüncün sesleri
Vuruyor sırtıma amansızca.
Daha önce onları da tanımadığım
genç bir çift açtı kapıyı.
Kadın
altın-sarısıydı haziran ayı gibi,
ve derin gözlü bir mühendisti erkek.
Bölüştüm ekmeği ve şarabı
Dağa benzeyen kadınların arasında, bir dağım şimdi.
Sanki büyüklüğümüz zihinlerini ürkütmüş gibi
Dolaşıyor aramızda doktorlar. Budalalar gibi gülümsüyorlar.
Böyle olmamın sebebi onlar, ve bunu da biliyor onlar.
Sanki bir çeşit sıhhatmış gibi sarılıyorlar kendi yassılıklarına.
Ve tıpkı benim gibi şaşırmış olsalardı ne yaparlardı?
Dağdan
Dağda ayakta duruyorum ve bakıyorum körfeze.
Tekneler dinleniyor yazın yüzeyinde.
“Uyurgezerleriz bizler. İş görür kamerler.”
İşte böyle der beyaz yelkenler.
Dağılmış Cemaat
I
Kabul ettik ve gösterdik evimizi.
Misafir şöyle düşündü: eviniz iyiymiş.
Varoş sizlerin içinde.
Dedektif
Yedi tepenin, kırmızı saban izlerinin, mavi dağın üstünden
Rüzgâr eserken ne yapıyordu ki kadın?
Fincanları mı yerleştiriyordu? Önemli bir şey bu.
Pencerede miydi, dinliyor muydu?




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla