Dört sayısı herkes için dört müdür?
Bütün yedi sayıları birbirinin aynı mıdır?
Mahkumun düşündüğü ışık,
senin için parıldayanın aynısı mıdır?
Dost! yıkımlar zamanında, kaplanırken için karanlıklarla,
Kaybolur bir uçurum derinliğinde önsezi ve anı,
Arar düşünce çekingen arasında gölgelerin ve ılgımların
İç çekemez yürek, ağlayamaz göz;
Düşerken gece-sisi bürülü ruhundan ateş-kanatlar
Ve sen Hiçliğe, korku içinde, hissederken düşüşünü,
Drake Hanım Akşam Yemeğine Gidiyor
Budaklı masanın ve eğri sandalyenin
Kötü niyetini hafifleten
Bu detaylı ritüellerin
Acemisi değildir,
Adsız bitkiler, yapraklar
ve dağlardan teller,
yeşil havadan örülmüş dallar, yeni işlenmiş
oya iplikleri, karanlık metallerin kuytuları,
sonsuz bitey bir taç gibi
üstünde rutubetin, o yaygın buhar, o muhteşem su.
Bilim ki yalın bir azizedir, bırakmaz işini
Hesaplarken herhangi bir şeyin varlık nedenini:
Adamasına yeterlidir kendisini
Bir araya yığılmış şeylerin hemen tasarlanmış olabilmesi.
Bilir yaşayan her şeyin nasıl meydana geldiğini,
Ama hayır! Benim kalçalarımı biçimlendiren Tanrı nasıl izin verebilirdi göğsümdeki goncaların kurumasına? Büyüdüğünü duyumsuyorum göğsümün, yükseldiğini büyük bir barajdaki su gibi, sessizlikte. Ve şişkinliği vuruyor söz-veren bir gölge gibi karnıma.
Kim bu vadide ıslaklığı memelerini doldurmayan benden daha yoksul olabilirdi ki?
Gecenin çiy'ini toplamak için kadınların dışarı koydukları çömlekler gibi, dönüyorum bağrımı Tanrı'ya; yeni bir ad veriyorum oğluma, Gerçekleştiren adını veriyorum O'na, ve yalvarıyorum O'na hayatın şerbeti için. Oğlum gelecek ve arayacak onu susuzluğuyla.
Tamamen toparlayamam seni asla,
Yamayamam, yapıştıramam, ve düzgünce birleştiremem.
Katır anırışı, domuz hırıltısı ve zampara gıdaklamaları
Dökülür o koca dudaklarından.
Bir ahır avlusundan da berbat.
Belki kendini bir kâhin sanırsın,
Öyle görünse de kendimizi savunmadık sadece,
fırtınalı kağıtlara yayılan fikirler ve işaretlerle,
fakat bir kumandan gibi kendimize yol yardık
o kötücül cadde arasından
ve daha sonra kaldırdık akordeon seslerine
sularla ve palamarla dolu yüreği.
Teninin gözleri,
bedeninin ışık pınarları,
sınırlar gölgenin alanını.
Kokun çizer
dumanda ve taşta.
Dikey Dururken
Dikkatimi yoğunlaştırdığım bir ânda başardım tavuğu yakalamayı, elimde tutup ayakta duruyordum. Tuhaftı, tavuk gerçekten canlı gibi gelmiyordu bana: kaskatı, kuru, 1912'den gerçekleri haykıran beyaz tüylü yaşlı bir kadın şapkası gibiydi. Gök gürültüsü asılıydı havada. Tıpkı çok eski bir fotoğraf albümünü açtığınızda, artık fotoğraflardaki kişileri tanıyamayacağınız kadar eski bir koku yükseldi zemindeki tahtalardan.
Tavuğu çitlere taşıdım ve salıverdim orada. Bir anda müthiş canlandı tavuk, kendisine geldi ve kurallara göre sıçramaya başladı. Tavuk çiftliği tabularla doludur. Fakat etrafındaki topraklar sevgi ve sisu doludur. Alçak bir taş duvardır yarı büyümüş yeşillikler. Alacakaranlık bastırırken başlar taşlar hafifçe ışımaya inşa eden ellerin yüzyıllık ısısıyla.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla