Milena, yüzün külrengi
yorgunsun kışın ağır havası gibi.
Yok oluyor birileri daima.
Ölüyor onlar, Milena,
şimdi öleceğin
ve öleceğim gibi,
Kar yağıyor, kar yağıyor...
Ve genç bir kız ıslak kaldırımda
Sessizce ağlayarak yürüyor.
Niçin böyle ağlıyor, ve niçin yürüyor
Bilinçsizce ileri geri salınarak,
Kasım
Canı sıkıldığında tehlikeli olur cellat.
Yanan gökyüzü yuvarlanıp toplar kendini.
Tıkırtılar işitilir hücreden hücreye
Quasimodo için
Küçük bir kuş dallarda seker durur,
mavi bir yüksek sıçrayış,
gider ses. Kış
başlar bütün ışığı yakmaya.
Aşkım, dünya
Birdenbire değişir, değişir rengi. Sokak lambası
Ayrılır sabahın dokuzunda sarısalkımın
Fare kuyruğu tohum zarları arasından.
Kuzey kutbudur
Dinle.
Cansız ve kuru bir sesle,
Geçen hayaletlerin adımları misali,
Donmuş kurumuş yapraklar, koparlar ağaçtan
Ve düşerler.
Tanrı için, perde ardında oynayan
Centilmen bir hasımdır Tanrı’mız.
Huzuru bir göğsün derininde arayan
Bir çocuk gibi sevdim aslında Tanrı’mı,
Bir kızın erkeği sevdiği gibi sevdim Tanrı’mı –
Kavanozun Kısa Hikâyesi
Tennessee’de bir tepeye
Yuvarlak bir kavanoz bıraktım.
Doğanın rüküş vahşiliği
Sarmaladı onun sayesinde tepeyi.
Kavşak
Ey bedenim, bundan sonra birlikte çok da yolculuk etmeyeceğimizden
sana karşı yeni bir şefkat hissetmeye başladım, hayli acemi ve alışılmadık,
gençliğimdeki aşktan hatırladığım şey gibi tıpkı -
aşk ki sıklıkla sersemdi amaçlarında
Bir kaç tanrıça yitirdim güneyden kuzeye doğru giderken,
ve bir o kadar da tanrı doğudan batıya giderken.
Bir kaç yıldız sonsuza dek söndüler gözlerimin önünde.
Birbiri ardınca battı adalar.
Anımsamıyorum bile pençelerimin nerede kaldığını,
kürkümü kimin taşıdığını ve omurgamda kimin oturduğunu.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla