Sahara’da bir kayadaki
tarih öncesi bir resim hakkında:
yüzen karanlık bir biçim
yaşlı bir nehirde, ki gençtir biçim.
Silâhsız ve stratejisiz,
Bu yüzyıl sığınmacı olarak
yaşadım savaştan savaşa,
kitaplarda içtim kanı,
gazetelerde, televizyonda
ve evde,
trende, ilkbaharda,
Yüz Yüze
Şubat’ta durmuştu hayat.
Uçmak istemiyordu kuşlar ve ruh sürtünüyordu
manzaraya tıpkı bağlanmış olduğu
iskeleye sürtündüğü gibi bir teknenin.
Taş, bronz, taş, çelik, taş, meşe yaprakları, atların toynakları
Taşlı yolda.
Ve bayraklar. Ve trampetler. Ve onca kartal.
Kaç tane? Say onları. Ve öyle bir insan kalabalığı.
Neredeyse bilmiyoruz kendimizi o gün, ya da tanımıyoruz şehrimizi.
Budur tapınağın yolu, ve kalabalık olan bizler doldurmuşuz yolu.
XXXIII
içimizdeki görünmez kırıp döker tüm uzayları
ve ölçülebilir hiçliğe ulaşır bütün yarış parkurları
ve saniyeler taşlaşır ve perspektifler zalimlik
XXXIV
korallerin katı ağzı ve canı gönülden ayrılık arasında
her şeyi pusla sarmalayan canilerin nefes alışları arasında
kırbaçlanarak öldürüleninkine göre daha katı bakıncaya dek
XXXIX
tutarlılığın armağanını her daim geri çekilip dilenen sen değilsin
yüreğin karanlık gezegeni olan çember pistinde koştuğunda keman
ki döner bize çehresini gümüşlenmiş renk tonuyla
XXXV
ölümün tünellerinden geçtikten sonra zamanıydı
umudun bizi yeni bir umutsuzluğa sürmesinin
hissettik bir makinenin yağlı havasından nasıl geçtiğimizi
XXXVI
yanar şarkı ve ben silip kurularım alındaki kırmızı ışıltıyı
umut parçalanır ve düşer denize yanlış tarihlenmiş kulelerden
benim tek kaderim özler yıldızını
XXXVII
kendi ağımızda nefes nefeseyken patlıyor acizliğimiz
ve tüketen aşığın kendi kendisine duyduğu nefret
bir uçurum kılığındaki kaderimiz doğrulur




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla