Çoğunlukla bir avuntu oldu
Humlebaek ilçesinde dolaşıp duran
Erik Knudsen’i düşünmek.
Yaz ve kış;
Oradadır O.
Büyük Yakut
Aştık turbalı arazinin tepesini
Hava akımları ve yeşil şavk arasından,
Taş tarlaları gömülmüş onda,
Çimen vadileri değişmez ışıkta
İyi yıllar... Bugün olduğu gibi
her iki tarafta da mutlusun ülkemde, birader.
Ben seven sürgün bir oğulum.
Yanıt ver, düşün ki yanındayım
ve soruyorum sana, düşün ki Ocak ayının rüzgârıyım
Puelche rüzgârı, o eski rüzgâr dağlardan
Cadı Tahtası
Siyah derinliklerinden cama yükselen
Soğuk bir tanrı bu, gölgelerin tanrısı.
Pencerede, şu doğmamışlar, şu tamamlanmamışlar
Toplanır güvelerin kırılgan solgunluğuyla,
Pazar yerinde yığıyorlar kuru odunları.
Pespaye bir paltodur gölgelerin fundalığı. Otururum
Kendimin balmumu resminde, bir bebeğin bedeni.
Burada başlar hastalık: cadılar için hedef tahtasıyım.
Ancak şeytan yiyerek dışarı atabilir şeytanı.
Kırmızı yaprakların ayında tırmanırım ateşten bir yatağa.
Bir kış sabahı algılanır nasıl da bu toprağın
katlanarak ilerlediği. Bilinmezlikten gelen
bir hava akımı şaklar
evin duvarlarına karşı.
Hareketle doldurulmuş yeniden: sessizliğin çadırı.
Teker teker konuşacağım onlarla bu akşam.
Teker teker canlanacaksınız belleğimde,
burada bu akşamda, bu meydanda.
Manuel Antonio Lopez,
yoldaş.
Başlamak için, temiz ve bölünmüş
gül için, gökyüzünün
ve havanın ve toprağın kaynağına – patlayan şarkı
söyleme isteğine, kudretli bir şarkının
dileğine, savaşı ve çıplak kanı
toplayan bir metale.
Kusursuz bir yaratıktır
çakıl taşı
eşittir kendisine
farkındadır sınırlarının
Kaba güvercin, kilden küpler,
kalçalarında seni yeterince ifade edemeyen
işaretlerden bir üzünç. Halkım benim,
nasıl da sırtındaki ağrılarla,
dayak yemiş ve küçük düşürülmüş, nasıl da
toplamıştın yapraksız bilgeliği?




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla