Büyükbabam dikmişti
köydeki genç ağaçları,
büyükbabam çakmıştı
nallarını köy atlarının.
Köyün çitlerini
inşa etmişti
Büyükbabamın saati
Rafa sığmazdı
Bu yüzden durdu doksan yıl yerde
O yaşlı adamın birbuçuk katıydı
Değeri bir kuruş bile olmasa artık
Ey okyanus, armağanlarından ve tahribatından seçebilseydi ellerim
bir ölçüyü, bir meyveyi, bir ekşi mayayı, o zaman seçerdi
dünyadan uzak sakinliğini, çeliğindeki o çizgileri,
havayla ve geceyle korunan genişliğini,
ve yok eden temizliğinde
kendi sütunlarını patlatan ve çökerten
Bozkırın üstündeki güherçilenin şafağıydı.
Kar beyazı dondurucu bir odası olan
bir gemiyle yola çıkan azotla
titredi gezegen.
Bugün görüyorum iz bırakmadan
Büyük Okyanus'un kumuna açılanlardan
Brezilya, Eurico Dutra, sıcak
ülkelerin ürküten tavus kuşu,
zehirli havanın
acı dallarıyla şişman,
kara kurbağa Amerikan ayımızın
siyah bataklığından:
Kanatlı dirsekler ve göz oyuklarıyla
Çelikten gövde heykelleriyle bu insanlar
Belirirler mi,
Bulut yığınları hazır
İfade etmek için onlara,
Yaptığım her şeyden, yitirdiğim her şeyden,
şaşkınlıkla kazandığım her şeyden, kekre demirden,
yapraklardan, yalnızca birazını sunabilirim:
Korkutulmuş bir tat, bir ırmak o yakan
kartalların tüyü örter azar azar, kükürt ekşisi
ordaki. biziz dernekteki. haydi
dönüştürelim bahçeyi
bir labirente. ortasında sen
oturursun. bense
dış koridorunda, salyangoz
gibi. bazen firarî. ve
Bu bir tören değil, bu
bir humma fakat,
bir dünya gibi
ve filizlenen bir dünya gibi.
Ve en sonunda
hiçlik kalacak geriye
Ay uçup gitmiş bir tırnaktır
gök siyah çay,
yıldızlar kesme şeker.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla