karanlığın düştüğü her gecede
aydınlığın yüzünün güldüğü her sabahta
bulutların yaş döktüğü her günde
beyazlardan görünmeyen yollarda
mutluluktan, üzüntüden geçilmeyen yıllarda
ihtiyacım var sana
varsay ki ben öldüm
büyük bir merasim düzenledin
usul usul attın toprağı üstüme
gözyaşları ile ördün kabrimi
bir anıt diktin acıdan
yas ile sardın bedenimi
güneşi de al gel dedim
güneşimi de alıp gittin
karanlıktayım
üşüyorum
bu kadar mı umarsızsın
bazen bir yolculuk başlar
yürür ya ayakların kendiliğinden
kalbin çekip götürür ya hani
her adımda canın acır ya
ah zamansız unutmak var ya
ayrılığa mahkum etmek kendini
benim bir umudum var
hayatı yaşanır kılan
yaralı kalbime merhem olan
benim bir umudum var
gecenin son mumunda tükenen
unutulmak için gelmiş gibiydi
hiç bir iz bırakmadan gitmeliydi
ne bir ses kalmalıydı maziden
ne de birkaç kelime
dokunmamış gibi zamana
girmemiş gibi hiçbir mekana
ah Meri, keşke gitmeseydin
yokluğun zehir gibi
damar damar yayılıyor içime
her saniyede biraz daha ölüyor bedenim
usul usul tükeniyor hislerim
mutlu ol, istersen nefret et benden
tükendim ey mutluluk
nefes almak mıdır yaşamak
soruyor içimdeki ölüm
yüreğim sancılarla kıvranıyor
acıların sessizliğinde sönüyor umutlar
bir gün gelenler, bin gün bekletiyorlar
adlarını sorsan bilemeyecekler
kimliksiz ve duygusuzca yaşayacaklar
yakından görünen dağlar gibi
uzaklaştıkça küçülüp yok olacaklar
buzlu bir camdan gelir geçer rüzgarlar
1. gece:
doldur ey saki aşk şarabından
Leyla kadar sarhoş olmak istiyorum bu gece
ve aramak istiyorum sadece kalbin Mecnunlarını
çöl fırtınalarında kaybolsam bile




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!