ah Meri, keşke gitmeseydin
yokluğun zehir gibi
damar damar yayılıyor içime
her saniyede biraz daha ölüyor bedenim
usul usul tükeniyor hislerim
mutlu ol, istersen nefret et benden
bazen sessizce yürümelisin, bazen bir çığlık gibi
bazen parmak uçlarına dokunarak
bazen yerleri yerinden oynatarak
dağlar içinde yollar bulmalısın
bazen tüm gemileri yakıp ölümün tam ortasına
yürümelisin… varacak bir yerin varsa eğer
varlığın yeter
fırtınalar coşsa, denizler kaynasa
tüm gemiler, hazineleriyle batsa
valığın yeter
güneş olmasa bile, var sayarım
karanlığın düştüğü her gecede
aydınlığın yüzünün güldüğü her sabahta
bulutların yaş döktüğü her günde
beyazlardan görünmeyen yollarda
mutluluktan, üzüntüden geçilmeyen yıllarda
ihtiyacım var sana
varsay ki ben öldüm
büyük bir merasim düzenledin
usul usul attın toprağı üstüme
gözyaşları ile ördün kabrimi
bir anıt diktin acıdan
yas ile sardın bedenimi
tükendim ey mutluluk
nefes almak mıdır yaşamak
soruyor içimdeki ölüm
yüreğim sancılarla kıvranıyor
acıların sessizliğinde sönüyor umutlar
bir gün gelenler, bin gün bekletiyorlar
karanlık..
ışığa muhtaç beklersin
oysa güneş bu kez doğmayacak
“doğu”dan akıp da gelmeyecek
bilirsin
insan güneş kadar aşık değildir dünyaya
sessiz bir akşam
zaman, gökten dökülen karlar gibi usulca akıyor
gözlerim pencerede, ruhum birini bekliyor
meçhul bir ilham perisi
zamansız ve telaşlı bir hayalet
ürkütücü yalnızlığım kadar başa bela
bir çığlık olur yokluğun
titrer ve kahrolur yüreğim
dört duvar arasında kalmışlar gibi
tutsak şimdi tüm düşlerim
ıssız gecelerde seni ararken gözlerim
1. gece:
doldur ey saki aşk şarabından
Leyla kadar sarhoş olmak istiyorum bu gece
ve aramak istiyorum sadece kalbin Mecnunlarını
çöl fırtınalarında kaybolsam bile




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!