İstiklalden Tünele
Adakuleyi az önce geçtim
Yukarı aşağı gidip geliyorum
Kafama takılmış satırı arıyorum habire
Bi bulsam
Kurtulacağım seni düşünmekten
Üstümdeki akıl benim
Göğüsdeki yürek benim
Ne varsa görünen, emanetim
Yürüdüğüm irade benim
Suç benim
Suçlu benim
- Birinci bölüm
Karanlık…
Derin kuytuda kaybettiğim gençliğim
Yalnızlığım; kirli sakal köprü altında gezinen adamı andırıyor
Bir şarkı dinlemiştim;
“Yağmurun elleri” diyerek mısralaşmış
Küçük, beyaz, kadife yumuşaklığında
Vehmi hayale, hayali hülyaya devşiren perde
Sonbaharda sıkça karşılaştığımız damlacıklardan anımsatılan
Hep küçük geliyor benimde aklıma yağmurun elleri
Dostum,
Uğraşma boşuna ikna için
İki şeyi iyi anladım hayatta
Ayıkken cesursan adamsın benim için
Traş sarhoşun kabadayılığı
vee
Islak günün son aydınlığına bakardım
Çözülen kızıl bulutların ardından açılan perdede
Uçuk mavi anımsardım sesini
ve yıldızlar usuldan kanat çırpardı
Hayatımın en çetin demlerinde
Hastaymışsın ah! Manolya
Desem ki Allah sağlığımı versin sana
ki ne gezer o bende
Ama Allah versin hastalığını bana
Ah manolya biraz pembe biraz beyaz
Hüzün çok huzur az
Sen böyle değildin eminim
Gülen dudaklarının ardında gülerdi gözlerin
Gizli hisler taşımak zorunda değildin
Şimdilerde derin heyecan, bıçak üstünde yürümek gibi
Belki de saçların daha uzundu, belki bakışların da umut
Üşütür serinliği tasdik edilmiş vedanın
ahengimi kaybettiğim gündü yani
kurak vakitlerin ilk heyecanıydı
gözlerini gözlerimde söndürdüm
giderek keskinleşen buz kırıklarında yürüdüm
yalnız, çıplak ayak, üşümüş
Ahşap pencereler,
Bakakaldım deniz kıyısına
Puslu gece yarısının loş ışığında
Bekâretini kaybedecek güzelin son masumiyeti
Işıltılı gülümsemenle parmaklarını parmaklarıma kenetle




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!