Sonbaharın ilk ışıklarına bulanmış halde
Gizli bir telefon ucuna sinmiş
Yavru kedinin miyavlamaları gibi
Avucuma düştü küçük kız
Israrcı rüzgârın düşmanlığına direnen güçten
Dostum diye seslendiğimde ancak
Bakışlarım aynaya doğru
Ve kendimi gizliyorum herkes namına kim varsa
Bir düş, denizin üzerine salıncak
Oysa biraz sevgiydi şairin derdi zoru
Nasıl ve nerede bulunacaksa
Eylüldü
Akşamüstüydü
Gökyüzüne serpiştirilmişti,
ne yapacağını bilmez kırlangıç çırpınışları
Hırçın bir Karadeniz süzülmüştü iskeleye
Heyecanlı nabız buğulu gözlerinde gizli
Ihlamur kokulu hırçın gecede
Yavan tadı katıklayan neyse
Özümü savuran fırtına
Aşkını yüreğime taşıyan bulut
Bedenimi korkulu titreten sevdan.
Vicdanı suçtan ayıran perdede
Son gülümseyiş hediyesi yalnızlığıma
Sustu sonra
Ertesi gün ve daha sonraki
Gülümser diye bekledim
Boş yalnızlığın içinde
İçi boş yalnızlıkla bekledim
Gecenin vehmiyle şarkılar dinlemek vardır
Fısıldanan zakkumun tatlı fitnesinde
Su alan kayığı küreklemek
Nefes alamadığın dünyada, hayallerinde
Parmaklar uzanmaya ürkek
Bizim olmayan camları buz tutsa
Neye korkuyorsak, unutulmak
Bela paçamızdan sızmış
Karmakarışık.
Sözde özgürlüğün soğuk parmakları
Şarap içmiyorum ki
Yiyerek kafayı bulmuşum
Ah o Gökçeada'nın yusyuvarlak beyaz üzümü yok mu
Belki Ege mandolini, belki şiir okumuşluğum
Eski hatıralara gülümsemek çok mu
Kim bilir geceden, hayallere dalışımdan sarhoşluğum
Gözlerinde,
Yeşil gölün suları dağ eteklerine iner
Avare, şarkı tellendirirdi çatlak notalarda
Zamanın ipine takılır,
Dünyayı ayak izlerinde bırakır giderdi
Çimenler üzerinde parmak ucu.
Göçtüm, dünya yığıldı başıma
Kaybediyorum melekeleri
Yaşamaya dair neyim varsa
Yıkıntı altında
Daralıyorum,
İstanbul parmaklarımdan kayıyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!