Zamanın teğet geçtiği o kırık dökük istasyonda, cebimde sakladığım anıların soğukluğuyla bekliyorum;
Gökyüzü fırtınanın ardından dikiş tutmaz bir kumaş gibi yırtılırken,
o albatrosun bıraktığı gölgeye sığınıyorum.
avucumun içinde saklı koca şehir
pencerelerinde kızıl biber asılı ahşap evler
gözlerime mıhlı elmas pırıltılı gökyüzü
arkasında fosforlu çizgiler bırakıp geçip giden alaca akşamlar
şehrin tenhalarını fethederim her gece
narin
zarif
ince
dili tutulmuş
üzerime sinen ani bir suskunluktun
senle birbirine çok uzak parçalar iken..
hiç bir anlamı yok güneşin ayı kovalamasının,
her şey yarım
her şey parça parça
bir bütünün parçaları gibi dağınık
Aslında hiçbir şey için
ne geçtir ne de erken.
Sadece bir kere geçiyoruz insan olmaktan.
Sadece yolculuğumuzda,
geçerken gördüklerimize,
geçerken şahit oluyoruz.
bak nihan bakışlı şebnemler oynaşıyor rüzgarda
yapraklar ki, bahar kadar taze
işte bu yüzden elvedalara alışmalıyız zeynep
avuçlarımızın içinde tuttuğumuz eski bir yangın
kaç kez tükenmişliğin kızgın ateşine salınırız
Seni yalnız bırakmasına itiraz etmiyorsun;
O’nun dilemesine göre ayar oluyorsun.
İtaat ettin.
Ekmeği ve suyu çıkardın gündeminden;
Ey gönlü Rabbine susamış kişi,
Bir nefes dur ve dinle…
Bu dünya bir serap değil midir?
Gözünle gördüğün her şey,
Gülüşün can verir yorgun canıma,
Gelişin bayramdır garip hanıma.
Eğer sen yoksan o gün yanıma,
Seni getirmeyen
ölüp- öldürünce…
her şeyin güllük gülistanlık olacağına inandı insan
oysa koca bir yalandı
yalandan bir masaldı anlatılanlar
bir kurgu ,bir kuruntu, şaşalı bir safsataydı
takdis edilmiş kitaplarda yazılı olanlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!