öyle bir gece
vakitsizce denizde yakamozlar
saatin kaç olduğuna aldırmadan
avare dolaşırken kaldırımlarda
sararan yaprakları söküp alırken
mavzeri sırtında bir eşkıya rüzgar
Çilekeşliği benimsemişti Mehmet Efendi
dünyayı kurtarmadan evvel ,
dünyanın bir ucundaki soluk yüzlü evi kurtaralım gelin ,
sevemediklerimizi sevmeyi deneyelim, gelin,
içimizi kuşatan yoksulluğun askerlerini dağıtalım, gelin
at sırtında serin bozkır gecelerini diyar edinmişim
bir masal ülkesi ki uğruna can vermişim
ey dağlarına denizlerine inandığım memleketim
ufkundan bir sabah parlak güneş gibi doğacak
sonsuz bir cennetin güzelliğini arzuluyorum
dünyayı değiştirmek için geldi elçi
sellerin kirli akışından
kenara çekmeye geldi insanlığı
alışkanlıkları dönüştürmek için direndi
hey mezarcı
öyle bir yol kaz ki toprağa
cümle ervahın güzergahı olsun
yalnızca mezarların olduğu yerde
gerçekleşsin gidişler
mert gibi olmak
özünde sözünde insan olmaktır
yalan dünyanın sahte görüntüsüne
itibar etmemektir
hak ve hakikati savunmaktır
tek başına
her gün perdeler yeniden açılır çocukluk sonrasına
bütün ışıklar yanar coşkun bir ırmak gibi
şehrin sokaklarında bir işçi kadar yorulur
terk edilmiş oyun alanlarına sınırlar çizer
duvarlar örer burası benim burası senin
gözüm kapandığında
bilin ki istanbulu düşlüyorum
yıldızlar düşüyordu elimize tutuyorduk
sobamızın kül attığı günlerde
buğusuna vurulmuştuk istanbulun
zaman geçip giderken
geçmişteki yılları bizim de yaşamış olduğumuzu
kolaylıkla unutuyoruz
ne yapacağımızı bilmiyoruz
her bilmeyişin kucağından binbir görüntü
durmaksızın akan sesler
"O bir işin olmasını murad edince, ona ol der, o da hemen oluverir."
evvel ve ahir olan, zahir ve batın olan
ol demesiyle oluveren,yoktan var eden kim
bir bürhan, bir kural bir sisteme sığmayan kim
herşeyden sezilen zahir




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!