geçerken sokağından
taş atmadım pencerelerine hiç
delilik bu işte
seni sevmenin tezahürü
işte…
aylardan şubat
içimde kopan fırtınalardan
içindeki denizden kaç dalga gelip geçti
dakikalar bezmiş
saniyeler bitap düşmüş
saatler harabeye dönüyordu giderek
ve bekliyordum
belli saat dilimleri arasına sıkıştırılmış
önce gözlerinle girdin içime
yürüdün
dile getiremediğim çözümler getirdin ruhuma...
ne hikayelerde rastlanır cinsten,
ne masal diyarlarında bulunur soydan...
başka bir iştiyakla hisseder aynalar
senelerden beri aranılan hakikat
senelerden beri özlenilen yüz
ne kadar da yakınmış meğer
esrarını aydınlatır ışığın her zerresi
siyah beyaz bir resim
ruhumun pusuna göz ucuyla dokunur
saplanır durur hançeri kalbimin tam ortasına
sırrı yırtık aynalardan kan damlar avucuma
can çekişir kırk kez çehresinde bir şekil
cemalime benzeyen
aklımdan fena ihtimaller geçiyor
en küçük izler üzerinde yürüyorum
teşke biraz benim kadar sevmiş olsalardı
ağrıların soğuk çehresini
karanlık gece
camdaki buharlara yazıyorum ismini
içim titriyor ,üşüyorum
denizden sahile vuran küçük dalgalar
denizden kopmuş ve hala çırpınmaktalar
sokulmaktalar usulca sahile
kapıları kapatıp
her şeye arkamı dönüp gidiyorum
umurumda değil istanbulun ömrümden aldıkları
terk ediyorum derbederliği
yıkılmışlığı ihanetleri
ayrılığın elzem olduğu vakitlerde
gecenin üzerine sancılar kilitlenir
biçilmiş ekinler gibi devrilir dakikalar
yaşlı gözler salınır sokağın kuytusuna
son merdiven basamağında sözler de tükenir




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!