oysa her şey gözümün önünde cereyan etmişti
ne kadar da safmışım
gün doğmuş, ay batmış, yıldızlar parlamış hiç umursamadım
bazı haller
yalnızlara mahsus bir durum
tabiatı gereği
bizatihi sessizliği de
getirir yanında
televizyonlardan olanları günü gününe izliyoruz
yağmur yoğunluğuyla düşen füzeleri
kaç yıldan fazla çılgınca bombardımanları
zalimlerin yaptığı soykırıma neredeyse çıt yok
oturduğumuz koltuklarda çayımızı yudumlarken
binalar yıkılıyor, köprüler çöküyor koca şehirler enkaza dönmüş
yaşanacak bir tek hayatımız var
yapılması gerekenleri iptal etmeye yetmeyecek kadar kısa
hangi kararın daha iyi olduğunu sınamanın bir anlamı yok
bir daha karşılaşma fırsatı olmadığı için
önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden yaşıyoruz
çocukken hiç atlamadım bir çukurun üstünden
ben çocukken çok çukur vardı
her çocuk denemeden vazgeçmez
ama ben hiç denemedim
denemek isteyip ,istemediğim hiç aklıma da gelmedi
sarar bin bir çeşit sihirli esintiler benliğimizi
cumaların ulvileşen o büyülü tatları
doyumsuz hazların her türlüsü
kalp atışlarımızdan sevinç naraları duyarız
her salisesi sonsuzluğa namzet
Bu elmalar çürük!” dedi müşteri.
Pazar tezgâhı tepeleme elma dolu.
Tabiat adlı ressamın,
kırmızının en narin renkleriyle boyadığı elmalardan...
Pazarcının yüzü, elma gibi ekşidi.
Marul sararabilir, domates cıvıyabilir,
dağ,
büyük sığınak
ya da zirve
hem mefkure yolunda zor yol
hem de yeni bir hayat bulmanın beşiği
kuru hava, duru gökyüzü, parmaklara değen bulutlar
bir aşkın yangınlarına mahkum etmişim kendimi
sonu gelmez alevlerinin ardına
sevdalarına sürgün etmişim kalbimi
delik deşik ,lime lime paramparça
iliklere işleyen bir ateşin
ela gözlüm
unuttuğum yanımı hatırlat bana
daha çok zihne yeniden yansıyan
uyutulan rüyalara al beni
ela gözlüm




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!