gözlerimden damlıyor bir garip hüzün
topluyorum kimsenin göremediği yalnız bana bırakılan yarınları
akşamın kara örtüsü
yanan lambalar
pencerelerden taşan ışıklar
gecenin karanlığına karışıyordu
gökteki yıldızlar
belki sevgililer için tutulan bir acı yastı
yağmur yağmur belaya başını tutmaktı
ateş ateş denizlere kendini atmaktı
tuz kadar mübarek
ekmekçe azizdi
toprakleyin bereket
Dünya dar geliyor, ölçüleri dar,
Kalıpları soğuk, mizanları hep ziyan .
Görünenin ötesine kör bakıyor tüm gözler,
Eyleme dökülmeyen her şey, içimde bir köz.
Sığmıyorum bu küf kokan pazarın kefesine,
yangın
kıvılcımlar her tarafa sirayet ediyor
yakıyor alevleniyor
kabuslar içinde geçiyor zaman
birbirine girift hisler, garip ihtimaller
yakıldı ateşe koşan pervanelerim
kül olacağından habersiz, sarhoşça
alevden uçurumlara uçan kelebeklerim
yüreğimi kuşanarak içimdeki ateşe koşuyorum
karanlıkta kalmış saatler çalmakta hala
avuçlarında menekşe mavisi çiçekler açar
aşk kokar zamanın tüm parçacıkları
ay ışığı umutlar indirir öteki göklerden
aydınlık…bir elif miktarı
aşk miktarınca iki yürek
eriyen hayat içinde
oysa olsaydın
öyle yanımda olsaydın
ne kadar zor
derin bir hasretin üstesinden gelmek
tek başına
bilmiyorum yolunda ruhumun kaç kez kaybolduğunu
bilmem evvelinde kaç kez güneş doğmuş
bilmem ahirinde kaç kez ayazına tutulmuşum
yüreğimin zincirleri çözülünce
kördüğüm kör kütük sarhoş düşünceler
Ne bir sâdık muhip kaldı, ne bir dildâr-ı pür-şefkat
Ezelden böyleymiş devran, sonunda bir figan kaldı
Cihan bağında bir gül istedim, her yan diken kaldı
Vefa umdum bu âlemden, nasibim bin mihen kaldı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!