ne gökte ne yerdeyim
gölgesiz bir cevherim
çoğu zaman kırılgan
çoğu zaman dağılmış
bir derviş gibi
fikrimin hazinesinden bahanelerle ulüfe dağıtırım
endişeler işgal etmiş masum hayallerimin her cihetini
sitem ederek zamanın bu uçuk ve duyarsız boyutuna
bütün hışmıyla saldırıya uğramışlığına aldırmadan
beklemek ne kadar perişan verici sabahın kör güneşini
kar yağıyordu evlere ağaçlara
caddelere kaldırımlara lapa lapa
kar biriktiriyordu paltosu şapkası
her şey beyazdı sanki…
oysa her şey siyahtı
gözlerden akan yaşlar da
kilitlerim son buhranları ruhuma
yağmur kokusuna muttasıl
daha girmeden karanlığa aydınlıklar
her nasılsa çekip çıkarırım kendimi kuytularından
en sessiz anında göğe bir merdiven dayayıp
münzevi çilelerden yalnızlığın inzivasına
arzular tutkular ihtiraslardan müteşekkil
içimizde uçuşan binlerce kelebeğin ezelden kısmetiyiz
rüyadan rüyaya geçen tatlı bir uykunun gecesiyiz
aşkın muamması bir lahzadan ibaret
sırr-ı hilkata bürünen akşamdır
alevlenen ufuklardan dökülen hep sekerattır
ilk lemadır ankanın kanatlarından düşen
nihayetsiz şuadır gökler ötesi diyarlara
sonsuzluğa uçup giden
yaşadığım her hatıra gıcırtıları
çırpınıp durur yaralı güvercin gibi
geçmişin azabından kaçıp gelmiş
muhtasar bir yolculuğun cezbiyle geçer
müdavim saatler
aynı dünyanın insanı değilim,ayrı dünyalarında
beğenmediğim bir çok şey var
beğendiklerim bir o kadar
zaman geçiyor her zamanda bir izim olmalı
ruhumun benimsediği her türlü iz
henüz açmamış fecir vaktinde saklı o sır
alaca vaktinde sabahın
beynim karmakarışık düşmüş avuçlarımın içine
şimdi düşünüyorum da
gün yüzü görmemiş hayalleri
yosun kokusu ciğerlerimde
rüzgar yüzümü okşuyor
üşüyorum
zihnimde türlü sorular mahfuz
yorgunum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!