ismin gelince dilimin ucuna,
kalbime bir sevinç, elime,ayağıma tatlı bir telaş takılırdı
henüz ortada sen yokken
ismini anarken bile lakin sınırlıydı kelimeler
sen susunca
yağmur kuşları lal kesilirdi…
bir gün düşersem yollarına İstanbulun
bil ki seni sorarım caddelerine
kaldırımlarında seni ararım
delicesine daldığımda sokaklarına
her bir evin önünde seni görürüm
Rüzgârlardan başka her şeyin durduğu,
sadece yaprakların hışırtılarının konuştuğu bir yer.
Çevrede çıt çıkmadığı,
insanların sus pus oturduğu bir belde.
Olanca dinginliğine rağmen sokaklar,
mavi bir kelebek gibi
bazen kanatlanır heyecanlarımız
masal çiçeğine benzer
adeta hüzün kokan beyaz zambaklar koklarız
evler, sokaklar, yaşadığımız şehir
işte o zaman
vaad edilen yardım ve fetih geldiğinde
islama davet zamanıdır artık
yeni tebliğler yeni inzarlar başlayacak
ve sen insanların fevc fevc
Allah’ın dinine girmeye başladıklarını göreceksin
çocukken gökyüzü daha geniştir
yollar daha uzun
evler daha büyük
ve babamız dev gibidir
sonra alem değişir
öylesine bir buhranla cebelleşiyorum
bütün uçurtmalarım paramparça
mart ayazına uğramışlar sanki
bir bozgunun alaca karanlığında
son hüması senelerce
çizik çizik ruhum soluk desenlerce
hasretle ağlasın arınsın bir kaç damladan göz
hicranım geceler boyu umutlarıma kandil
bir yare mutadım ki nazarından mahrum gözlerim
yıllardır mecnunum cehennem azabı çöllerinde
ufkundan gelecek bir lütfu iştiyakla beklerim
gerçek suçlunun adını kimseye vermeden
o ayak izlerinin sahibinin
kim olduğunu biliyorum
bu sahilden
bir daha geçmeyi denemeden
aklıma gelen hiçbir şeyi gizlemeden
temmuz ,yaz mevsimine çok yakışır da
ne zaman geleceği pek belli olmaz
vakitlerin kimi uzun
ve hiç bitmeyecekmiş gibi
bir düş mevsimini bölüverir
en ince yerinden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!