lal gecelerde yorgun düşer kalbimin atışları
yalnızlığın ıstırabına uzanır gurbet
usulca özlemin tufanına gark olur gözler
her sancıyla bir ruh kara sevdaya sürüklenir
her nefesle kalbimin damarları kanar
her ahla gecenin karanlığı aydınlanır
kaç telefon cevapsız kaldı
kaç şafağa hicran döküldü
dirhem dirhem
damla damla …
ıslak ıslak
dağlara alacalar
sevdalara kül düşmekteydi
ıssız kahramanlıklara muhtaçtı yetimler
gönüllerinde en derin şarkıların çaldığını
durdukça bu hengamede yorgun düşeceksin
bilmedikçe ruhun hakikatten sapacak
isteklerine hiçbir şey yetmeyecek
hiçbir şey sığmayacak düşlerine
gözden düşeceksin
ruh asaletimiz de görünür rahmetin bin bir tecellisi
kutsiler ordusu ışıl ışıl ufkumuzda tüllenir
gönüllerimiz ötelere kanat açar pürneşe içinde
sidre-i müntehasının son sınırında bir nevi sonsuzlaşır
öyle bir ledünni zaman tüneline gireriz ki
adeta cennet katlarında seyahat ediyormuşuz gibi
bizim şehrimizdeki tüm sokakları tanırdık
sıcakta tüm gölgelik yolları bilirdik
gölgeli ağaçların altındaki serinliği
güneşin nereden doğduğunu,
batışının nasıl bir lezzet kattığını akşamlara
denizin dalgasını, lodosunu ve de martı seslerini
tatlı tatlı yağıyor
haykıra haykıra eriyesine denk
derbeder ve hüzünlü
hışırdaya hışırdaya
büküle büküle
kar yağıyor...
karanlıktır alınlarından akan ter
kazmayı dağın sert taşları yüklenince
boğazındaki lokmanın kiridir kömür
yüzleri kapkara bile olsa
gönülleri kara elmasla işlenmiş
vurur grizular yaşamlarını göçüklerde
afrika açlığın ve gözyaşının memleketi
çatlamış topraklara güneş bir başka bakıyor
kavuruyor kıtayı sefalet
sokaklar bir başka
zulüm ve açlık kokuyor
ana kucağında bebekler ölüyor
istanbul som altın külçesi
bütün mekanları adeta efsunlu
her hali bir mukaddesliğin takdisine uğramış
tarihi bir rüyadan
gölgeler arasından doğar güneş




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!