kısık seslere bürünmüş ruhsal bir savaş halindeyim
oysa canımdı, oysa umudumdu,
çoğu zaman da nefesimdi
sevgi …
bu ruhsal savaş kendimle
dağların hırçın, isyankar kadını
kır çiçeği gibi kokuyor tenin
öyle yanmış , öyle susamış öyle muhtaç
hasret kıvrımlarında ılık bir su gibi
ince bir sızı gibi
kutsal ateşten daha kutsi
*
her insanın içinde bir dağı vardır
yeni bir hayat bulmanın beşiği
havası kuru
gökyüzü duru
duygular kutsal kinidir yüreğimin
dişimle tırnağımla ne savaşlar yaptım onlar için
zapt edilmemiş topraklarına girdim yalın kılıç
pençesine almış kıvrandırırlar beni.
en sağlam kasemlerin bile üzerinden öyle zamanlar geçti
onlardan vazgeçemedim…
bir defa gözlerime baksan
gözlerimiz karşılaşsa bir defa
bir defa gözlerimim içindeki mecrayı
ürpermeden seyredebilsen
anlayacaksın
tanıyacaksın
her ne ise öyleyim
toza toprağa karışmış
ne gökte ne yerdeyim
iç içe mücehhez
gölgesiz bir cevherim
her şey basit bir yanılgı
her çelişki bir başka yanılgıya gebe oysa…
sızıntılar, hava boşlukları
kavissiz, yokuşsuz bir düzlükte
bir göç var
ne zaman, ne şekilde, ne yere bilinmiyor
ümidin eğilişini taşıyor
susuz kaldığı yeryüzüne
mavinin yeniden dirileceğinin belgesi olarak
yürüyor yeryüzünde
fırtınaların durulacağını söyleyen
Uçsuz bucaksız bozkırın ortasına dikilmiş,
umutsuz tek ağaç gibi ,
en kutsal inançları,
en iri yeminleri,
en acı anıları,
tıpkı sağır ve dilsizler gibi sus
gecenin koyulaştığı anlarda
sessizliğin çatlaklarından sızanlara karşı
sus…
yeni cellatlar bekleyen kurbanlar gibi
güneşin doğduğu yerden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!