sırr-ı hilkata bürünen akşamdır
alevlenen ufuklardan dökülen hep sekerattır
ilk lemadır ankanın kanatlarından düşen
nihayetsiz şuadır gökler ötesi diyarlara
sonsuzluğa uçup giden
yaşadığım her hatıra gıcırtıları
çırpınıp durur yaralı güvercin gibi
geçmişin azabından kaçıp gelmiş
muhtasar bir yolculuğun cezbiyle geçer
müdavim saatler
aynı dünyanın insanı değilim,ayrı dünyalarında
beğenmediğim bir çok şey var
beğendiklerim bir o kadar
zaman geçiyor her zamanda bir izim olmalı
ruhumun benimsediği her türlü iz
henüz açmamış fecir vaktinde saklı o sır
alaca vaktinde sabahın
beynim karmakarışık düşmüş avuçlarımın içine
şimdi düşünüyorum da
gün yüzü görmemiş hayalleri
yosun kokusu ciğerlerimde
rüzgar yüzümü okşuyor
üşüyorum
zihnimde türlü sorular mahfuz
yorgunum
aşka sınır tayin etmek mümkün mü
izleri gecemde gündüzümde
şevkle coşar ,neşeyle çarpar yüreğim
hançer yarası kadar kutlu
kurşun yarası kadar makbul
gözyaşı dökmek kadar...
koşar adımlarımızla ulaşalım
mor salkımlı bahçeye
alın çizgilerimizden bir köşk yapalım
zamanın bir yerlerinde
yağmur altında başıboş dolaşmalardan avare
geçmişte kalmış bir elemden
mutluluğa bulaşmış bir hüzünden
bir keyif payı çıkarmak
narin kalbimin temposu titrek
akciğerlerimin ritmik çalışması yavaş
ateş içinde yanarım günlerce
iç çekerek dişlerim birbirine kenetlenir
alıp kalbimi hayatın tam ortasına koyarım
eşkıya bir sızı kan ter içinde
sorgusuzca kurşuna dizer uykularımı
öylesi düşünceler kafamın içinde çılgınca çınlar
sanki çok gizli bir formül bulmuş gibi
kendimi toparlamaya çalışırım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!