Matbu bir kağıttan bahsetmiyorum size,
Önümde bir kitap gibi açılmış
Şehr-i İstanbul silüeti
Sanki bin yıldır İstanbul’un sahibiymiş gibi duranlar
senden başka kim var ki
zatında bir olduğun gibi
zatının gereği ilahlığında da birsin
rablığında, mülkünde, ilminde
kudretinde de
şerler ne kadar büyük olursa olsun,
sıkıntılar ne kadar acı,
elem ve ıztırap verirse versin
ruhum kirlenmez ,kalbim imansızlıktan uzak,
aklım , yanlış anlayış, yanlış düşüncelerden halis
beni koruyan Rabbime sığınırım
Sevgilimsin;
mislin yok, benzerin yok, ortağın yok, eşitin yok ve zıddın yok,
ne çoksun,ne üçsün, ne de iki
bütün yönlerden eşsiz, bir tek ve biriciksin
parçasız, bölüksüz, ortaksız, eşsizsin
varlığın vacip , tapılacak ancak bir teksin
ufkumun gri boşluklarına özgürlükler doldurdum
azabına duçar yedi rengin çığlıkları
kırk parçaya sarılmış gönlümdeki ışıkları
bilmiyorum kaç kez ağladıklarını
bilmem ahvalini kandili sönmüş gecelerin
kişniyor beyaz atlılar
dört nala koşuyorlar
kırılmış bir gökyüzü adresine
bir kır çiçeğine
zindan taşlarında büyümüş
Vaktimiz daraldı dünya yüzünde,
Bir manzaranın en yorgun kıyısında,
varlığın eşiğindeyiz şimdi.
Çoğu gitti ömrün; hani o bitmez sandığımız,
kehribar tespih taneleri gibi dizilen yıllar...
Avuçlarımızda sadece azı,
gel desem
muhakkak başka bir belkiye denk gelirsin
çığlık yüklü hengame yaşıyorsun belki de
limon yapraklarına takılıyor içli seslenişlerin
misalini gördüğün belki de
göremediğindi
alacakaranlık bir sisin içinden geçiyorum
katran ve kurum
nefesime musallat
griye çalan sokaklar,
vahşet pazarında vicdanlar satılık
yine mızraklara geçirilmiş ayetler
tekbirler eşliğinde doğranmakta beşer
iblisten de daha beter
yeni yezitler zuhur etmiş




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!