bu mektup sana alara
rengini kaybetmiş
kurumuş çiçekler dağınıklığı
üstlerine dökülmüş gözyaşı tuzları
hüzün kırıntıları
bu mektup sana dilara
satırların üstüne
rengini kaybetmiş kurumuş çiçekler dökülmüş
gözyaşı tuzları
Ey gönül, sus artık! Bu sessizliğin sesinden büyük çığlık yok,
O’nun huzuruna boş gelme, gözyaşından özge bir meta yok.
Varlık dedikleri bir rüyadır, Senden gayrı aslı astarı yok,
Aşk denizine düşen bilir; bu deryanın kıyısı, kenarı yok.
ah hangi hüzünlü dize
hangi gam yüklü cümle anlatabilir
gazze şehrinin ahvalini ki size ne nakledeyim
bu şehir bu kadar acıyı nasıl çeker
nasıl dayanır insanlıktan nasibi olmayanların acımasızlıklarına
art arda sayıp döksem içimdekileri
Burası “ Elest Durağı”
Henüz vakit saatin rahmine düşmemişken,
Ruhun tenle tanışmadığı o mutlak yerde,
Bir vaat gibi saklıydın, bir rüya gibi uykuda...
Bir kıvılcımın ana ocağından sürgün edilmesiyle başladı gurbet.
Dünya denilen bu fani aynaya düştüğünde,
bu gece biraz alaturka olsun
hani söyleyemediğim ne kaldıysa sana
işte hepsini birden söylüyormuş gibi bu gece
felekten kartımızı geri alırcasına gizlice
yaşayacağız
yağmur şimdi dindi,
geçicidir bu dinme belki,
gene yağmaya devam edecek
küçük de olsa burukluk bırakıyor insanın yüreğine,
kısa süren buluşmaları ,unutulamıyor
kendimi bulma peşindeyim
hangi sokak var geçmediğim
hangi bir harabe kaldı uğramadığım
çamurlu yollarda yürümek için zaman çok kısaydı
umut anka kuşunun kanatlarındaydı oysa…
yollar vardır upuzun
yollar vardır dosdoğru
Hak’ka varır vardırır
yollar vardır karanlık
yollar vardır epeğri
Hak’tan sapar saptırır
Bu manzume, aruzun Mef'ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün kalıbıyla, hikmet (didaktik) tarzında yazılmıştır.
*
Bunca nefes harcadın, kârın ne ki ey can?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!