seni
her soluduğum nefesle kaç kere
seni arayıp durdum
titrek bir mum ışığı misali
seni taşıdım adresini benim bile bilmediğim bir şehre
her köşesi senin gibi sessiz
mavilerin yapayalnız boşluğuna uzayıp giden masallardan
evvel zaman içinde ki aşklardan
kör kurşunlar girdiği vakit yüreklere
terk edilmiş ülkelere
en yeni haberleri götürür bulutlar
gönül tepeleri yine soğuk çölleri yine kor ateş
bambaşka bir alemin havasını soluyup
kimileri bir neron gibi yaşar her anı
sevdikleri uğruna yıllarını yakar
bazen zaman hoyratça akar gider farkında olmadan
bu mektup sana alara
rengini kaybetmiş
kurumuş çiçekler dağınıklığı
üstlerine dökülmüş gözyaşı tuzları
hüzün kırıntıları
bu mektup sana dilara
satırların üstüne
rengini kaybetmiş kurumuş çiçekler dökülmüş
gözyaşı tuzları
Ey gönül, sus artık! Bu sessizliğin sesinden büyük çığlık yok,
O’nun huzuruna boş gelme, gözyaşından özge bir meta yok.
Varlık dedikleri bir rüyadır, Senden gayrı aslı astarı yok,
Aşk denizine düşen bilir; bu deryanın kıyısı, kenarı yok.
ah hangi hüzünlü dize
hangi gam yüklü cümle anlatabilir
gazze şehrinin ahvalini ki size ne nakledeyim
bu şehir bu kadar acıyı nasıl çeker
nasıl dayanır insanlıktan nasibi olmayanların acımasızlıklarına
art arda sayıp döksem içimdekileri
Burası “ Elest Durağı”
Henüz vakit saatin rahmine düşmemişken,
Ruhun tenle tanışmadığı o mutlak yerde,
Bir vaat gibi saklıydın, bir rüya gibi uykuda...
Bir kıvılcımın ana ocağından sürgün edilmesiyle başladı gurbet.
Dünya denilen bu fani aynaya düştüğünde,
her yer gözyaşlarıyla ıslanmış hatıralarla dolu
kaç beyhude rüzgarla savrulur düşler
kaç nafile güneşle kurur gözyaşları
kim bilir hangi zamandan gelendir yaşananlar
belki de eski bunun için bu kadar muteber
bazen
gitmek ister insan
bir serüvenden diğerine
gitmek bir harekettir oysa
güçlü ve etkili bir hareket
kalmak da öyle




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!