sokak köşelerinden sesler duyuyorum
yitik zamanlara kelepçeleniyorum
içimde gayzını ifşa etmeye duran cehennemler... fokurduyor
hüznün en koyu ağıtını çalıyor rüzgar
kanatıyor up-uzun ıstırapları
kırkikindi yağmurları başlamadan
ihtilaller patlamadan
her neyse
göz pınarına düşen
yanaktan süzülen
kana tere karışan
bazen ışıklı beyaz bir top gibiydi ay
bazen un kurabiyesine benziyordu şekli
gülümseyen bir yüz oluyordu bazen
işi gücü beni takip etmekti
her birimize bir kurşun hediye
hepimizin tenine bir şarjör
nice şeymiş o eski hurafe nutuklar
nice şeymiş geriye kalan vatanseverlik
var oluş sancısı çekiyoruz hepimiz
her insan arkasında bir hikaye bırakır
kaldırım kenarından akan su gibi sessiz
gök kubbenin üstüne çöktüğü ağır bir sis gibi
yağmurun sesi gibi
avuntusuz
üzüntüsüz
çiçekleri vazonun içine bırakır gibi
seni koymuşum baş köşeye
her bakışın her sözün
yüreğimde en acımasız tahribatlar oluşturur
yıldızlar parlar gözlerinin göklerinde
bu dünya bir ışık, şekil ve renk cümbüşü
duygularımız her gün
bir kudret tılsımı, büyülü bir silah gibi
her an eşya ile yaptığım temaslara benziyor
her şey kendi içinde kendisinden bir parça
dün akşam yarı çıplak, saçı sakalına karışmış,
meczup bir derviş,
yağmurun altında sırılsıklam
güya yanan ateşe, alevleri kabaran ateşe
birkaç odun daha atıp ısınıyordu
ateş ,kaç odunla yanacaktı ki
izzetin şanlı destanı kanı ile yazılacak
Filistin’de İsrail’in şehit ettiği çocukların kanları üzerine
kahpeliğin dibine vurularak
hayat kısır döngülerle çevrili çocuk gibi
oyuncaklarını parçalayacak kadar gaddar.
geceleri İstanbul kıskandıracak kadar güzel.
caddeleri, ışıkları, gürültüsü,kalabalığı…
içimizde yavaş yavaş ölen bazı şeylerin
yerini alan sahte mücevherler gibi.
bu yüzden gece ve yalnızlık.
bu yüzden Hira




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!