çevre sessizliğe ve sarıya büründü
ruh ülkesinin mevsimlerinde .
sonra kırmızı çiçeklerle çılgına dönüp tutuştu
güz geldi sonra.
geçti gitti o firari gök,
ve uçurtmalar kopup gitti
kül rengi
gri gökte serili bulutların altında
kör kahverengi dağlar
Ardımdan sabah akşam yorgunluk topluyorum.
Islak bakışlarıma aldırmadan.
Karlı zamanlara sığamıyorum.
Geri gelmeyen mektuplar gibi
eğer bir gün
düşersem aklın dehlizlerine
gittiğin uzağın benim
ruhundaki hücre odalarına hapsettiğin bir köşeyim aslında
vakitler kilitli …gün kararmak üzere
yine bir harbin başlangıcı
şiddetinden beynim zonkluyor
dehşetinden bedenim zangır zangır
kıyasıya bir dövüş
beni hayrete düşüren soğukkanlılıkları
ne de çok
kara bulut var
güneşin konukluğunu bekleyen
esintinin şehvetinde soluyan
Sevgili kızım
Gözyaşlarının sıcaklığıyla gönlünü Rabbine aç
Kalp bir cehennem kadar hararetli
Pişmanlık duygusuyla için için yanar
Ardından af dile
yok olmayı dilediğimiz zaman
sahi her şeyin yok olacağını mı sanıyoruz
o denli acziyet içerisindeyiz ki
yürüdüğümüz yolun rotasını bile çizemiyoruz
çıktığımız yolculuğun başlangıç noktasını
menzilini ve bitiş çizgisini
hiçbir kuvvet müktedir değil
bana onu asıl çehresinden başka bir çehre ile düşündürmeye
bunca zaman hiç durmadan
önümdeki resmin tam ortasından bana bakan gözleri
tebessüm ederdi hep
gözlerinin içi ışıl ışıl parıldardı
çoğu zaman yürürdü, binmezdi minibüse
belki de,
vereceği üç kuruşu düşünürdü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!