kimlerin eline değdin
kimlerin ruhundaki sözleri taşırdın
dilden kalbe akıp gittin
bir sır gibi
sırdaşı oldun
hoş geldin anna
bir sabah çok erken uyandıracağım seni
anna…
umutlarımızın renklerini çıkaracağız pencereye
nice zaman
simli aynalarda uykular bölünüyor leyla
yağıyor gecenin son vaktine onca efkar
adanmış özlemler kör kuyularda
sahralara savrulan ayrılıklar bir o kadar
Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen.
serinin yirmi dokuzuncusu
uçsuz bucaksız çöller
Ne anlatırlar?
Evvel zamandan kalma satırlar…
Dünyanın sığ telaşında,
Bir ezan vaktini hatırlatırlar,
gözler hep aynı manzaralara alışınca
sakin bir derviş gibi geçer yıllarım
anladım ki ilk yolculuk içte olmalı
uzak gözüken menziller ne kadar yakınmış meğer
badirelerle dolu ne yürüyüşler bitti
saçlarımda ki beyazlığı hesaba katmazsak eğer
neydi o sarsılış
ne demeye geliyordu
kalbi göklere açıktı
sessizliğin yatağında usulca akan sözleri
bir açılış
insana anlaşıldığını söylemek içindi
alemlerin Rabbinin seslenişi
insana yalnız olmadığını
çaresiz kalmadığını hatırlatmak için
insana, Rabbinin umudu olduğunu bildirmek için
pir aşkına yar aşkına
alevler vücudun tamamını örtünceye kadar
taşa toprağa, oduna tahtaya, çula çaputa değinceye kadar
dervişlere özgü harlı ateşle yanmaya devam..
hüzün sesine boğulan derviş
her gün aynı yolundan geçmemize rağmen
aşkın adresini tarif etmek o kadar zor ki,
kah acıdan soğuk terlerini
kah kahredici titremelerini
gizli güçlerinin bileşenlerini birbirinden ayırıp
dokunabilmek imkansız tutkularına




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!