bu senin hayalinde canlanacak
kelimelerini senin boyayacağın bir hikaye
yanına bir fincan al lütfen
bir kum saatinden zerre zerre
savrulmadan iklimlere bir rüzgar gibi
billur kırıkları dağılmadan hayallere
kaç kara geceydi
bilir misin
bir fecir vakti ki
ömrümün tüm susuzluğuna eş
ıslanmıştım ruhuma kadar
ışıklı beyaz bir top gibiydi ay
gök kubbede gülümseyen bir yüzdü
Ve sonra seni yaratan Rabbinin adıyla oku dedi
Özgürlüğün ilk yağmurları düşerken tenine
Bağrında korlaşan her ateş
Bir volkan kadar
Ve sonra kuşatmışken benliğini nefsine şöyle dedi
Ve sonra yağmurun yağdığı yerden
Her büyüyüş,
Bir gölgenin ardından ilerlemenin adı gibidir.
Sonbahar kokusu,
sisli bir derunilik içimde
hiç bir şekle bağlı olmayan
akşamın morunu kırmızısını seyrediyorum
ufka yayılmışlar bir bir
gökyüzünün çehresine
esir kentlerin mahpusları gibi
puslu sokaklara serpildi fırtınalı akşamlar
göz kapaklarımdan kan damladı
her karanlıkta yağmurlar büyüttü acılarımı
her solukta biraz daha
uçurumlara doldurdun güneşi
kumu, çölü yanık renkleri
ürperip durdun
keskin bir bıçağın sırtında
sen de gel hayat
ölümün tam ortasına
rüzgar yeniden canlanır
bir küheylanın yelesinde özgürlüğü tadarım
salarım koyu maviliklere kendimi
ilanihaye ta derinliklere
ufuklarımı alacakaranlıklar sarmalar
unuttum ilkin pusulasız hayalleri
bağrım çöle dönüştü gönlüm çöl ateşine
kurbanı olmadan yağmurlarına diriliş yok
sorma sakın bu gök bu deniz neden karanlık
sanırım tek suçlu o kömür siyahı saçların




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!