umurumuzda değildi kaldırımların loş ışıkları
birde rüzgarın babacan uğultusu
ben anlattım o dinledi
o anlattı ben seyrettim
inin cinin terk etiği caddelerde
yettik koca şehre bir tek ikimiz
acılar
insanın benlik kabuğunu kıran yağmurlara benzer
acılar
tenimize değen tohumlar gibi
hiç bu kadar yakın olmamıştık
böylesine uzun bakışmamış, nefes nefese durmamıştık
büyüsü uzun, tılsımı hoş cümlelerle konuşmamıştık
hızır vakti o kadar uzak değil bizden
karanlığı aydınlatan mum gibi dalgalanıyor duygularımız
bir söğüt dalına bağlanmış salınıp dururum hep
her akşamüstü düşleri süsleyen o ay ışığı altında
bir imkan sunulmuş ezelden
sonrası hamlıktan yanmaya uzanan
ben kendimi acılara sürgün etmişim
beni düşman tarafında duranlardan sayın
saf sıtmalara tutulanlar arasına
bir saklı sızıyım belam çoktur
canavar yanımı çok belli etmem
Her nabız vuruşunda ıstırap sancıları
Bir uğultu saltanat kurmuş beynimde
En beteri istihza dolu kahkahaları
Nefretin her türü her çeşidi
Ruhumun her zerresine galebe çalar
en serin seher rüzgarlarından
bir dünya kurarım her sabah
yarısı adem
yarısı havva
yarısı çöl
yarısı leyla
özlemin yakıp yıktığı karanfil gecelerinde
bir işaret, bir iz...
bir kutup yıldızı hasretin
en çok seni arıyorum
yalnızlığımın içinde
çevre sessizliğe ve sarıya büründü
ruh ülkesinin mevsimlerinde .
sonra kırmızı çiçeklerle çılgına dönüp tutuştu
güz geldi sonra.
geçti gitti o firari gök,
ve uçurtmalar kopup gitti
kül rengi
gri gökte serili bulutların altında
kör kahverengi dağlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!