bin siyah susku çöküyor şimdi
mekke’nin hareli yalnızlığına
vahyin sessizliğini de güzel görüyor olmalı elçi
sessizliği de vahiy diye duyuruyor can kulağına çünkü
vahyin kırık hecelerle eğilişi bile
avuçlarında menekşe mavisi çiçekler açar
aşk kokar zamanın tüm parçacıkları
ay ışığı umutlar indirir öteki göklerden
aydınlık…bir elif miktarı
aşk miktarınca iki yürek
eriyen hayat içinde
geçerdi gözlerimin önünden sigaramın dumanı
şafak vakti tan yerinden hep aynı kızıllık
rüzgar silerdi camdaki parmak izlerimi
sabahı beklerken uyurdum
çiçekler açardı rengarenk pencerelerde
geçerdi gözlerimin önünden sigaramın dumanı
şafak vakti tan yerinden hep aynı kızıllık
rüzgar silerdi camdaki parmak izlerimi
sabahı beklerken uyurdum
çiçekler açardı rengarenk pencerelerde
yağmurlu havanın yangını da büyük olur derler
savaşlarda kazanılan zaferler kadar ölüm kokar
kılıçla açılan yaralar kadar ıstırap verir
içimdeki ateşi besler durur serpintileri
damla damla çoğalır sancılarım
mavilerin yapayalnız boşluğuna uzayıp giden masallardan
evvel zaman içinde ki aşklardan
kör kurşunlar girdiği vakit yüreklere
terk edilmiş ülkelere
en yeni haberleri götürür bulutlar
gönül tepeleri yine soğuk çölleri yine kor ateş
bambaşka bir alemin havasını soluyup
kimileri bir neron gibi yaşar her anı
sevdikleri uğruna yıllarını yakar
bazen zaman hoyratça akar gider farkında olmadan
bu mektup sana alara
rengini kaybetmiş
kurumuş çiçekler dağınıklığı
üstlerine dökülmüş gözyaşı tuzları
hüzün kırıntıları
bu mektup sana dilara
satırların üstüne
rengini kaybetmiş kurumuş çiçekler dökülmüş
gözyaşı tuzları
her sabah ilk işlerimden biri
hava bilgisini gösteren aletin ekranına bakmak
orada yazan dereceye uygun bir giysi seçmek
sonsuza kadar hapşıracak değilim ya,
meret bir hastalık yorganı atmış üstüme
tam bir aymaz misafir çekip gideceği yok




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!