ruh asaletimiz de görünür rahmetin bin bir tecellisi
kutsiler ordusu ışıl ışıl ufkumuzda tüllenir
gönüllerimiz ötelere kanat açar pürneşe içinde
sidre-i müntehasının son sınırında bir nevi sonsuzlaşır
öyle bir ledünni zaman tüneline gireriz ki
adeta cennet katlarında seyahat ediyormuşuz gibi
karanlıktır alınlarından akan ter
kazmayı dağın sert taşları yüklenince
boğazındaki lokmanın kiridir kömür
yüzleri kapkara bile olsa
gönülleri kara elmasla işlenmiş
vurur grizular yaşamlarını göçüklerde
afrika açlığın ve gözyaşının memleketi
çatlamış topraklara güneş bir başka bakıyor
kavuruyor kıtayı sefalet
sokaklar bir başka
zulüm ve açlık kokuyor
ana kucağında bebekler ölüyor
istanbul som altın külçesi
bütün mekanları adeta efsunlu
her hali bir mukaddesliğin takdisine uğramış
tarihi bir rüyadan
gölgeler arasından doğar güneş
her kış ben
farklı duygular yaşarım
farklı hallerin içinde
mevsimlerin en güzeli
hangisi derseniz
yeniden dirilişin yaşandığı
kar yağıyor yirmi dört saat
don tutuyor parmaklarımı
dudaklarıma kelimeler yapışıyor
isyan sancıları baş kaldırıyor
depreşiyor sızlatıyor titretiyor
terk edilmiş aç ve yorgunum
boşluğa uzayıp giden masallar anlat bana
mavilerin yapayalnız ömründen
hercai menekşeler nasıl kokarsa öyle
cemrelerdi umutlarımız
şimal yağmurları yağdı duygular muhitine
terkibi zıt şeylerden
kaç gece senden ırak
içimde meşum hatıraların divane ürpertisi
aynama düştü
isyanlar ile perdelenmiş suretin
öyle bir bir düşen şu güz yaprakları var ya
baharın sonu ile başını bilir gibi
uzak bir yarından gelmiş gibi
aklımda birkaç duygunun dayanılmaz hafifliği ...
birkaç düşünce çatırdamak üzere
birkaç kısrak koşuyor içimden leyla çölüne
alıp götürüyorlar düşlerimi
alıp götürüyorlar hayallerimi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!