gövdemi siper etmişim kendime
etten kemikten
yırtılabilir ve kırılabilir
bir zeminde yalpalayarak yürüyen
kaslarına asılarak dikilen
sonunda toprakta çürümeye mahkum
dakikalar bezgin
saniyeler bitap
saatler harabeye dönüyor giderek
ve bekliyoruz
seherde aç havalanıp
akşama tok dönen kuşların yuvaları adına
badeni dolu tutmak için bir kefil bul kendine
can-u gönülden bağlandığın
her sabah kalkardı erkenden
hiç önemi yoktu saatin
yeri geldi uykusuz kaldı
gözyaşları hiç dinmedi
çalışıp çabalayıp yoku var etti
iyi giyinsinler, iyi okusunlar diye
Kentin caddelerinde yürümekte Necati ...
Yüzünün çizgileri yirmi üç yaşlarındadır ancak...
Ama kalbi bin yaşında,
ümitleri paramparça,
Vakit,
bir bardak çayda yavaş yavaş soğuyor.
Masada eski bir takvim yaprağı,
üzeri sararmış, köşeleri kıvrılmış.
bilir misin
kadın beyaz bir gül gibidir
mavi bir ışık gibi
hani el değince bozulan ve gölge düşünce küsen
böyle kavli karar kılınmış ezelden
o kadar ki
bu hikayede yazılmadık tek rüya
yusufun rüyası
züleyhanın rüyası
nedeni sensin gecelere kök salan yıldızların
sebebi sensin saçlara düşen akların
çilekeş bir yüreği perişan eden acıların sebebi sen
onca günahla kirlenmiş onca isyana rağmen
akan sıcacık gözyaşların sebebi sen
siz bir çocuğun savaşta nasıl öldüğünü
hiç düşündünüz mü?
vurulup yıkıldıklarında,
sönmekte olan gözleriyle son kez göğe bakıp
başları toprağa düştüğünde.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!