dağ yamaçlarına tatlı ürpertiler bırakandır o
içten içe tutuşan uzak şafakların közüne serpilen gecedir o
yumuşacık mehtaplarda suların tenini okşayandır
ümitli yakarışları süt beyaz ışığıyla besleyendir
gecenin siyahını yırtan hilaldir o
*
hayallerimizin yükü altında ezilmeden dimdik duransın
üşümüşlüğümüzü alıp götürensin sıcacık sevda iklimine
iç ağrılarımıza erişen müjdesin sen
camilerinle, saraylarınla, çeşmelerinle
korkularımızı korkutansın sen
henüz aydınlığın dokunmadığı bir denize yüzünü dönüp
küreksiz sarı sandalın ufukta görünmesini beklerken
yakamozların sessiz ışık oyunlarını izlerken
derken yağmur çiselemeye başlasın
bir bomba patlamış sanki kalbimin merkezinde
ve önce sen ölmüşsün uzun yaz gecelerinde
sonra içimde senden kalanlar
her bir türevi her bir zerresi her bir kalıntısı
oysa…
masmavi gökyüzünde asılıp kalmış
düşmüş örümcek ağının tam ortasına
bir sineğin titrek bacaklarında ki ölüm
beynimin hasret kıvrımlarına oturmuş
akıp gidiyor ılık bir su gibi
vuruyor öylece sıcacık kalbimin üstüne usul usul
Bir üflesen, uçar gider
büyür de büyür cümleler
senden hem zamanını çalar hem emeğini
Kelimeler devleşir, pervane olur peşinde.
çıtır çıtır yanardı sobalar
içinde sevgiyi, şefkati, dostluğu, birliği saklardı
üzerinde ağzına kadar çay dolu çinko bir çaydanlık
yanı başında kestaneler
hey gidi günler
hayalin kol geziyor
puslu… karanlık… sessiz…
lal dilli…
buğulu gözlü
pencere camlarına yansımış buğusu
rüzgar sesi yankılanıyor…
ölümsüz güneş ol
bir avuç hezeyanlardan ,başka başka renklerden
başka başka seslerden
bir başka resme boyansın hayallerin
kışa dönüşmüş buzdan, soğuktan her ne varsa
göbek bağından hala bağımlıyız
atmaya çalışırken ilk adımları yeryüzü ayak altında
yaşadığımız şu dünyada ya hiç ayna yok
ya da o aynalara bakacak yüzümüz
kırık aynaların önünde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!