Ben göklerimi dolduran ay yıldızı yar edinmişim
At sırtında serin bozkır gecelerini diyar edinmişim
Ne istemek ne bilmek yetmez aşkını yaşamaya
Bir masal ülkesi ki uğruna can vermişim
Ey dağlarına denizlerine inandığım memleketim
Ufkundan bir sabah parlak güneş gibi doğacak
az giderim uz giderim...
şehri uyutup da giderim...
kar kokusu siner avucuma
ayaza tutulur nefesim
ciğerlerimde cehennem yangını
çıkan her ses her harf bir hüznün ifadesi
içim üşüyor
kopuyor fırtına
yer gök inliyor
kar yağıyor
ilmek ilmek
senden kalbimin duvarlarına eski bir ferman asılı
dağınık, kırık dökük, derbeder
rengi alev dumanı o mağrur silsileden
yüz kez yanan yüz kez sönen günahlardan
dudaklardan akan,
sana hibe edilmiş bir aşk şarkısı
her biri bir dağdı savaşta,
onlara çarpan, onlarla çarpışanlara
savaş meydanında ne gördün diye sor
düşmanlara sor onları
bedire sor
Ve ben Ömer Dede’yi izliyorum çaresizce.
Bu kışı geçirmesi öyle zor ki...
Oysa öğrendiğim şeylerden biriydi,
“olacağın içindeki hayra ,
olduktan çok sonra tesadüf edildiğini.”
Zamanın koyu renk saçlarını
Saat işte,
bazen geceye şiir yazmakla geçer
Bazen gecelerce çıldırmakla
Bazen omuzlarına yaslandığın birileri olur
sürurla geçer.
Bazen de saklı hüzünler sokağında
sen ufkumda bir tutkusun
seni seyrederim bir daha bir kez daha
uzanır içime ince bir sızı
ayrılıktan vuslata
vuslattan hasrete sen yürürsün
senle yürürüm azap mevsimlerine
bu kitap ki
yoktan Yaratan’a özge bir sanattı o
hiçbir kelam
hiçbir söz, eş olmaz bir harfine
bu senin hayalinde canlanacak
kelimelerini senin boyayacağın bir hikaye
yanına bir fincan al lütfen




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!