siyah beyaz bir resim
ruhumun pusuna göz ucuyla dokunur
saplanır durur hançeri kalbimin tam ortasına
sırrı yırtık aynalardan kan damlar avucuma
can çekişir kırk kez çehresinde bir şekil
cemalime benzeyen
aklımdan fena ihtimaller geçiyor
en küçük izler üzerinde yürüyorum
teşke biraz benim kadar sevmiş olsalardı
ağrıların soğuk çehresini
karanlık gece
camdaki buharlara yazıyorum ismini
içim titriyor ,üşüyorum
denizden sahile vuran küçük dalgalar
denizden kopmuş ve hala çırpınmaktalar
sokulmaktalar usulca sahile
kapıları kapatıp
her şeye arkamı dönüp gidiyorum
umurumda değil istanbulun ömrümden aldıkları
terk ediyorum derbederliği
yıkılmışlığı ihanetleri
ayrılığın elzem olduğu vakitlerde
gecenin üzerine sancılar kilitlenir
biçilmiş ekinler gibi devrilir dakikalar
yaşlı gözler salınır sokağın kuytusuna
son merdiven basamağında sözler de tükenir
rüya mı, gerçek mi
rüya olan dünya mı, öte mi
aynanın öbür yüzümü yoksa
güneş görünmez olur da gök bulutlanır ya hani
sonu gelmez bir uykuya dalar gibi
uzayıp giden masallar anlat bana
kelebeklerin o kısacık ömründen
mor menekşelerin açtığı mevsimlerden
cemreler gibi
havaya suya ve toprağa düşenlerden
azlar az kalmazlar
tohumlar azın kabuğunu kırar
bilir adı mustafa (sav) olan çekirdeklerin
birazı ağaç olur
bir erkeğin yaşamında en önemli basamaktır baba olmak
ilkin haber olarak gelir babalık
sonra küçücük bir bebek kucağında
çekingenlik ve tecrübesizlik
insan mucizesi karşısında
duygular sel gibi taşar gider
dağların güneşe dönük yamaçları bir çocuk nefesi kadar yumuşak ve güzeldi
sonra, buzullardan bir rüzgar esti acelesi olan alaca karanlıkla beraber
gri-mor rengini de ardından sürükleyerek sessizce
kupkuru bir soğuk
kaplayıverdi vadileri, boğazları da




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!