fi tarihinden miras bir hastane odasının
et kokusuyla dolu karanlığında
yorgun ve yaralı bir o kadar umutsuz,
epey zamandır inme inmiş gibi kıpırtısız,
olabildiğince hasta yatıyordum
haziran gelmişti, güneş daha kızgın parlıyordu
at nallarının dövdüğü yollar toz halinde
hafif bir sis tabakası gibi yüksekliyordu
havaya toz kaldırıyordu hareket eden her şey
bir bahar vakti sonrasıydı
ama ben en çok baharın son günlerini severim
vuslat ninnileri söyler sabaha kadar çoban yıldızı
gece yarısından az sonra hilalin başını dizlerine almış
kaç kez , kaç defa tarar saçlarını
sıyrılıp yükselir sislerden göklere bin bir rüya bin bir hayal
istanbul bir altın külçesi
bütün tabiat bütün insanlar adeta efsunlu
her şey bu mukaddesliğin takdisine uğramış
dev gölgeler arasından doğar güneş
sen artık cümlelerle hatta kelimelerle oyalanıyorsun
düşünce derinliği
tefekkür arıyorsun
göze çarpanlar her neyse
masal falan değil
belki gerçeğin masalla örtülüşü
kaşları çatık düşünceler salınıp salınıp duruyor
akşama zaman taşıyan bir çocuk dolanıyor etrafta
açarak ilahi kitabın son sayfasını
sorgusuzca
dokuzuncu satırından bırakıyor boşluğa
bir çift karanfil yangını
kaşları çatık düşünceler salınıp salınıp duruyor
akşama zaman taşıyan bir çocuk dolanıyor etrafta
açarak ilahi kitabın son sayfasını
sorgusuzca
dokuzuncu satırından bırakıyor boşluğa
bir çift karanfil yangını
bazen ıslak ve serin bir sonbahar sabahına uyanılır
etraf sessizdir
yakut başakların içinde titredi
hüthütler havalandı
kimi sisten kimi esintiden kimi korkudan
gökten sicim sicim indi
değdi ağaçların bedenine belini sardı defalarca
dut yapraklarından kıvrım kıvrım toprağa kaydı usulca su
pir aşkına yar aşkına
alevler vücudun tamamını örtünceye kadar
taşa toprağa, oduna tahtaya, çula çaputa değinceye kadar
dervişlere özgü harlı ateşle yanmaya devam..
hüzün sesine boğulan derviş




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!