yakut başakların içinde titredi
hüthütler havalandı
kimi sisten kimi esintiden kimi korkudan
gökten sicim sicim indi
değdi ağaçların bedenine belini sardı defalarca
dut yapraklarından kıvrım kıvrım toprağa kaydı usulca su
üstümde bir hal var
ne kitap okuyabiliyorum
ne de canım bir şey yapmak istiyor
canım şiir yazmak istiyor
susuyor gri gölgeler
sokak köşelerinden sesler duyuyorum
yitik zamanlara kelepçeleniyorum
içimde gayzını ifşa etmeye duran cehennemler... fokurduyor
hüznün en koyu ağıtını çalıyor rüzgar
kanatıyor up-uzun ıstırapları
kırkikindi yağmurları başlamadan
ihtilaller patlamadan
her neyse
göz pınarına düşen
yanaktan süzülen
kana tere karışan
hey sokağın ucundaki kırık camlı evler
hey evleri kuşatan yoksulluk
hey gecenin içinden kayıp savrulan sessizlik
hey kutlu yalnızlıklar
göklerde ayaza kesen karanlıklar
elbet bir çift ölüm de sizin için
avuçlarında menekşe mavisi çiçekler açar
aşk kokar zamanın tüm parçacıkları
ay ışığı umutlar indirir öteki göklerden
aydınlık…bir elif miktarı
aşk miktarınca iki yürek
eriyen hayat içinde
yağan yağmurdu
içimde gezer gibi
penceremde
pırıl pırıl yürüyen
geçerdi gözlerimin önünden sigaramın dumanı
şafak vakti tan yerinden hep aynı kızıllık
rüzgar silerdi camdaki parmak izlerimi
sabahı beklerken uyurdum
çiçekler açardı rengarenk pencerelerde
şimdi sokaklarda ayak sesleri
bir çıkmaza çağırıyor ayrılık saati
ne çok ölü birikmiş oysa
karanfil kokusu serptim yollara
ışıkların sustuğu zamandan beri
yanmış hislerin külleriyle dolu kalbim
mezar kazıyorum onlara hafızamın boşluklarında
bir damla yaş
acı bir sızı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!