Bir yaz gününde,
bulutlardan çıkıp gelen bir yüz vurdu yüzüme
şehrin ahenginde dinlenen dudaklarım titredi birden,
yüreğim yaşamın gövdesinde yeşeriyordu,
önümde oynaşan, boğuşan ve serpilen hayat vardı,
iki göz ve bir nefes
Yoklama defterinde kaçakçıların kaçın kurası olduğu belirtilmemiş muhtarın mahkemesi düşmüş ve bir oyun oynanmış ne roma mahkemesi ne roman kahramanı fırsatçının ifritiyle baş edemedi sayılsın bakalım çaprazda kalan yıkıntılar elde avuçta yokuşta kışta bir aydede sapağında sıkıntılar bitmez göçüp gitmiş darmadağın edilmiş çünkü göçmen kuşlar göçlerle uğraştılar sonsuza değin geçmiş günlerimize ay dökülüyor kar toplanıyor varsın uykular kırılsın camlar puslu şişeler sakindir karda korunmuş rakılar bizden yanadır paspasa izi düşmüş aspasyaların oyun bozanların her gün bağırarak geçen günlerinde kurnazlığın kurna taşındaki izdüşümüne mi bakmak lazım fırtınaların uğrak yerinde hep yalnız kalmışlığın acısıyla savrulmak vardır sabırsızlığın bahçelerinde gezin dur kış uzasın nasıl istersen nefesime dokunursan iki elim yakandadır unutma onlar kaçın kurası olurlarsa olsunlar kiracılar değil kira parası lazım kardeşim kapatılan kapıları aç tekrar çerçinin ucuz mendilleri ilk yıkanışta can çekişir duruma gelse de çıngırak sesiyle uyanıp alarma geçen gene onlardır rafların gölgesine gizlenmekten geri kalmazlar sağlam insanlar sağlaması yapılanlardır çalanlar alçalsa da sömürüler ne kadar kan çekiyor bilinmez durduysa damarın damara yakınlaşması ve susutuysa kasaların kabaran sesi yenilir yutulurun sınırları aşılmıştır uzun kravatlılar rafların gölgesine gizlenerek vakit geçiriyorlar nasıl olur da büyük kurnazlık tahta raflara muhtaç kalır onların uçurumlarına başkalarının dağlarından külçeler düşüyor fakat aldırmıyorlar yani bir kurnazlıktır gidiyor ve pencerenin perdeleri kısalıyor sesime karşılık veren bir aşkın hazırlık safhasıdır ve yaşananlar gecelerin körlüğü sayesindedir güya yoksul politikacılar misafirliğin dördüncü gününü yaşıyorlar oysa başkasının dünyasına dokunmadan ve başlayan bir aşkı zedelemeden çerçinin mendiline ulaşmalıdır insan yoksa bir ses kendiliğinden nasıl coşabilir geberen saatlerde kapanan kapıları hangi politikacı diriltebilir dağların sesine aşık olmadan vadilerin nesine gelinebilir nefes icap ediyorsa verilmelidir bir parça mendille coşmak için kabaran bir tarihle uyanmak lazım sarpa sarmış bir kuşun eti yenmemeli çerçilerin çıngırağa aşkı vardır çıkarcı aç yatamaz peynir ekmek yiyemez kurnazlık kurna taşı sahil kasabası bağrı yanası fırtınaların uğrak yerinde yalnız kalmışlığın acısı vardır sabırsızlığın bahçelerinde gezin dur kısım kısım içimize dökülen acının yakıcısı bir mendil ve bir seferberlik türküsüdür bir bez parçasıdır fakat büyük vedalara dayanır yemeni dersin ardından Yemen çıkar ve kahve gelir uzaklardan bilmem kaçın kurası kaçakçıların sesi de kendisi de gereksizdir bu memlekette yoksuldan gölge vardır beyaz ekmekte al şu mendili sende sende kalsın bir şarkıdır dersin ardından bir göç çıkar mendiller sallanır gözyaşı dökülür yemenimin uçları çıkamam yokuşları.
Duvarlar birikmiştir bu şehirde,
dağlar kendinden geçmiştir
o coşkun bakışlar metruktur artık,
karar verilmiştir bir kere,
ağaçların gözleri bağlanmıştır.
Saçlarımı tarayan bir rüzgarla indim sahile
Yüzüm yükseklere alışkın hevesim sokaklarda
Nereye baksam bir çığlık sarsıyor beni
Bunca gözyaşı bunca deniz
Yürüdükçe ömrüme kuş sürüleri dadanıyor
Bu şehrin dağlara yaslanan kemikleri vardır
Yeni düşünceler yeni örgütlere yakışıyor
her şey terliyor
ve trenler bir başka kalkıyor
bu şehrin peronlarından.
Düşünceleri örgütlemekle suçlandığım yıllarda,
Sokaklara bakıp
benimle büyüyen aşkları düşünürüm.
Benimle çağlayan bir suyun
derin girdabında,
başı sonu belirsiz bu aşkların,
Sökülmüş bir yaşamın ortasındayız
artık ne bir kedinin tüyleri kurtarır bizi
ne de ırmaklardan sis kapan ömrümüz,
tenimle tutunuyorum bulvarların ıssızlığına.
Şimdi bulutlara asıyorum
geçirdiğim o günleri,
Zamanın zedelediği etlerimden hevesli bir gün fışkırıyor
Yakılmayı bekleyen bir günün en sakin yerindeyiz
Ömrüme çarpan ışıkların
Bulutlarla dost gövdemi büyütmesine aldırmıyorum
Onun sihri duvarlara yansır, gizemi örter beni
Bir serinlikle başlıyor briket duvarların ortaya çıkması
Kömürün mangalda yanıpta bükülmesi ah portakal tadıyla yükselir bakır karanlığın sızlayan sesi
Melon şapka neşesiyle kalkıp zıplar o melun nesini asla unutamaz geçmişten kalan kara sislerin
Özlenen ekşimsi meyvesi eğlencenin derbederin derin gecesine sokulan gizli bir şarkının hecesi
Karart gözlerini kibirlinin bilgilisi olmaz sardunyayı barbunyaya yakıştır yokuşlar çıkılır kaynar aş
Sarp yolların sırrı bacaklarda büyüdü adam olma yasası işlemiyor yıllardır ne kirası ne de itirazı Evinde tutunamadı sürtük keyiflerden dertlere geçti özgürlük sevdaya yüklenmenin sırası mıydı Sözü soğutmadan deyivermek ona göre değildi kiralar faciaya dönüştü cambaz sirki iplemedi Kimseyi dinlemedi yürütmeye yanaşmadı yükleniciler aldırmadı fırtınaları suçladı tarlayı süren İhracatı derinleştir sermayeyi yükle fakat kedilerle kamp kurma hangi kötü kalemin ucu kırılmış
Aşk bendim sevdim yokuşların akşamlarında kordelenin altından omuzlara uzanan o saçları Parlak kafalının serin bacaklısı öğrencinin üniformalısı ve basketin portakal tadındaki kral sayısı Yaz modasıyla gezen kızların sırtlarında çantaları ellerinde öpücükler böyle mi geçer yaşantıları Ne de becerikliymiş kasaları pankreası küçültülmüş tetikçinin asabına asap yükleyip uzatmayın Tencerenin dibine bakmayacaksın, terli gecelerde yaralanmış bir zahmet uzansın yardım eli Hata bunun neresinde ne semtin ayyaşı ne gecenin karası uzasın sözlerin yaşı hecesi evde kalası Akşam vakti teşekkürün gelişine bayıldık mersi iki şinik buğday yetmez olsun akaryakıt cabası Direnişin derinindeydi yasaklı kazancın yakınında ayaktaşlardı orada suçluluk kasasına yaklaşmış
Öğle saatlerinde asidir zaman,
durgunluk dişlerini gösterir
ve hırpalar anıları.
Bu saatlerde saçların,
sevgiye muhtaçtır.




-
Koray Ceylan
Tüm Yorumlarselam hüdayi abi benim koray sana ulasamadim selam olsun gönullerinize