Farkın en mavi ikliminde yangınlarına düştüm,düşlerim yandı sana
Aşk rüzgârlarına karıştım,saçlarının esintisinde özlem yurtları buldum
Tanınmış sevdana döndüm yüzümü, pes etmedim,paslı uzaklardan
Maviye çalar gözlerinle kuruldun sevda otağıma,
Anlatılmaz şimdi en gizli yerimdesin,susmanın suyundasın
Nergisler açar gelişlerinden,seni bekler özlem kentim
Dokunmasan yanacak alemlerim
seni bulduğum ben sıratında
-Sen arası aşk sonrası öznel cennetindeyim
içten içe büyüyen tutkunun mevsimi gibi olalım.
Yaşayamadıklarımızı kavursun, yaşayabileceklerimizi savursun senli zamanlar. Sonralarımızı özlesin öncelerimiz. Akıp gidelim Dilgül.
Şiirlerimde dünya bulmuş uzak dost Peri’ye..
Prangalar sarmışken uzak kalışın eyfeli yücelirken sensizliğe
En güzel özlemlerin güllerin kızıl kavuştaklar bağladım bam teline
Ruhunun aynasında,taranın gerçeğin en tanımışı gibi kaldım
Gül düşlerinin düşmanı değildi yüreği. Geleceğe astığı şiirsel yürüyüşün kaderini tümlüyordu Perijen.Henüz dokuz yaşına yeni girmişti.Doğum günü bile kutlanmamıştı.Annesi ona evde bir pasta yapmış bir tek o kutlamıştı.Yokluğun son baskısında, yoksulluğun mürekkebi bitmişti sanki.
Yüreğini topla da öyle gir yatağına. Bir fısıltıyla geleceğine bir şeyler anlattı,gözlerini yumdu bir türlü uyuyamadı.Dokuz yaşına gelmişti,o gece çok garip geçti,sabaha kadar karnı ağrıdı.Yatakta sızlanıp durdu,annesine seslenemedi,babası çok sert,sevimsiz,ilgisizdi.Korkusundan odalarına giremedi.Gece uzadıkça sancılar yıldızlar eşliğinde artıyordu.Bu acı, bu içsel akış neydi bilmiyordu.Sabahın erken saatinde zorla kendini lavaboya atmıştı.İlk adet olmuştu,ne olduğunu bilmiyordu,ağlayarak annesine anlattı.Annesi,beyaz birkaç çabut verdi,korunması için.Her şeyi anlamış ve rahatlamıştı.Doğum gününde ilk kez adet olmuş,acıdan mutsuz,bezgin evin içinde dolaşıyordu.Geleneksel bağların,törenin, yoğun olduğu bir mahallede yaşıyordu.Okula gitmemişti,evden de çıkamıyordu,biri görür, bu halini diye.
-Babası,işten erken geldi,annesine seslendi Perijen’i süsle, giyindir görücü var dedi.
Anne Muhlise:-Bey, sen deli misin kızımız daha 9 yaşında.
Baba Zerdali: -Sus,büyütüp süs biberi mi yapacağız,adam zengin gitsin onun süs biberi olsun.Beni onu besleyecek gücüm yok.
-Muhlise: -Ben de giderim,ben kıyamam kızıma,daha ilk kez adet görmüş,üstelik bugün doğum günü.Doğum günü sürprizine bak.
—yerini almıştı yarin imgesel gölgesi
öpüyordu dizelerimde hoşluğum yazılıyordu
zaaflar zarfın içinde yazılmamışa yazgı
kendi ateşinde yanan yapay tanrılar gibi
tutkunun mecrasından korkunun meçhulüne adıldık
zaman yok
Yüreğimizden sakladıkça ve kayıpların pin kodlarını çözer özlemin tepelerine çıkarız.Tam buluşma zirvesinde kıpkızıl bir gül ekelim ki ulaşılmaz sevdalara koku ve süs olarak dalgalansın ve algılansın sevilerimin perisi.
Sınırları gelmelerin bebeciğiyle çizilen kavuşma yolculuklarında sineme bir har düştü. Yakıldım senden. Yangınları da yakan ateşinden ısındım sevdaya. Düşün ki, her aşkın külünde dünler yazılıdır ve her sevilik aslında bir kavuşmanın salıdır. Sen salına salına giderken,benim içimde neler olduğunu bir tek yalnızlığımın ağlayan dalgaları anlar yıldız sözlüm.
Yaralarımın yanıtlarına gecikmiş gelmelerin merhem olmaz ki aşk külüm. Bilinmezliğin kıyılarını çürüten gemilerini alıp gitmedin,limanlarına benden bekçiler koydun.Neon ışıklarında saçlarını taradın yaralarım üstüne döküldü efil efil saçların.
Göğsümüzü eriten özlemin güneşinde ölüm vadisine uçan bir kelebeğin beyaz kanadına senimi astım.Bir kelebeğin gözbebeği kadar sevgin varsa yeterdir bana.Bu sevgiyi bandıra bandıra bastırdım sensizliğin hasret kapısının paslanmış kilidine.Gönül kapım açılmıyor,paslanmış olmalı ciğerinin yağından sürsen biraz geçse gacırtısı.Ya da omzumda iki damla gözyaşı döksen belki otomatik açılır.
Ay içlerine vurgundur içimde tütsülenen efsunlu yıldızlarla sevişen senli akışlarım.Kavuşmanın yakasındaki mutluluk düğmelerini tek tek açıyorum.Gerdeğe giren en özel özlemlerin beyazlarına pınarlarımı bağlıyorum.
Kımıltılı burukların hüzün senfonisinden Dede Efendi’den seni dinliyorum. Bu gece çok içtensin,beni çok içmişsin.Ayıkırsan beni söylüyordu bir güzel.Kıskanmış yıldızların beyazları gibi geceyi kaçırma benden.
ütüsüz günlerim güneş doğduktan sonra başlıyor
güneş battı aşk battı ve kara yalnızlığın aynasındayım.....
gayrı yalnızlığımın atomlarında senli füzyonları çıkardım
kime baksam Nagazaki, senli naz aline
ölümsüz bir sevginin fay yatağında yüreğim sevili ve serili
beni aldı elemin cadısı
Geçmişin yıldızları altında vefayla sarmalıyor Samanyolu beni.Yıldızlardan seni silmiştim, ayın kraterlerinde biriken gözyaşlarını içmiştim kana kana, yana yana...İsimsiz bulutların buhuruna seni yazmıştım ve cemrelerim suya düşmüştü …
Sen yarından daha yarın yağacaksın kara bağrımın toprağına…Kurak sevdalarımda aşk gülleri kurudu.Dikenlerim bile batmıyor yarların sinesine. Damla gülüşlerini saklarsın,seninle saklandığım aşk mevzilerinde.Yeni yapılmış bir silahın namlu ucu kadar tedirginim biraz. Nereye, hangi can yüreğe tesirim olacak bilmiyorum. Dedim ya çok yeni bir silahım,en iyi ruh özelliklerimle hangi kalbin ortasına düşeceğim belli değil bilesin.
-Bir uçağın kalkışını ve inişini yaşayan herkes kadar, tedbirli ve ürkek bir haldeyim; ama sensizliğin ürkekliğinde hiç korkmayan ceylanlar dolaşır aslanlarımın tavında.
-Sen kovalanmaktan vazgeçmiş gibi geçmişinin kırık kanatlarınla yalnızlığım üstünde uçuyorsun. Oysa gizli incini bulur, incittiğim yüreğim.
Sözlerinin dereleri kül aksın, ateş dünyama.Kül ile ateşin ramında rükuda kalsın özlemler.
Sensizlik devrilir sessiz kadehlerde gün olur aşka,kalır kalışların.
Şairden ilim gülüne ithaf...
Sevgiler su olur yüreğin akar ilim yoluna
En güzel gülücükler büyütür seni geleceğe
Varlığın ayna olur güzelliklere taranır sevenler
Dileğinin ırmağı akar sevdalara kalırsın sevde diye
Bülbüller konuşmuyor gülünle. Solmuş yaprakların sayfalarında damlaların var diye yağmura alışmadı yalnızlığım. Her acının tanımını yaptı elemler. El olduk diye ellerini uzatmıyor ilk aşk,ilk bakışın, ilk el ele tutuşumuz. İlkler küskün. İlk kezlerin kezzaplarını sunuyor. Yakıyorlar gün görmüş özlemler. Bu giden, bu kalan ben miyim bilemedim.
-Suskunluğun inşaatı başladı inşa edemediğim sensizlikte. Sen misin yoksa senden kalan ben miyim uzaklığın mucidi bilemedim.
-Uzatsam bütün alemleri, elemlerime defter olur musun? Kalemimle yazılmamış yarınlar var.Yarin kokusuyla işlenmiş özlem dersleri var.
Cümlenin öğelerinde kaldık hep.
-Sen, yine, sen, özlediğim, istediğim, unutamadığım, aşki bir adıldan çok bitmez cümlelerimin yüklemiydin. Arasözlar, ara aşklar, ara cümlere yer yoktu.Yarin yüklemiydin.Ve sürekli öznemi vurguluyordun aşk gözlerinle.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!