zaman yamulur derdimin yolunda
soyunur zamansızlık
öykünür aşk,susar sevmek
eğriler değinilerime değer
vurulur t/an vakti yüreğimde
2/……………………….
Yaralarımın çatısında etken fiil olarak özne olmamı sen istedin.
-Edilgen bir yüklem gibi kendi hazanlarına çekildin. Ve beni sözde özne yaptın yeni sevdalara.
Aynı cümlede hem etken hem edilgen halimi içenler,
anlatım bozukluğunu anlamakta zorlanıyor.
-Gereksiz gitmeler yaşlı bir yaraya merhem olmaz ki.
-Aşkın bakışlarına gözlük takan bahtımın körüyüm.
Karşılıklı seni içmeye davetkar bir hayalin peşindeyim.Pişmanlığımı öldüren senli kavuşmalar kahrını kağıdını sarıp dağ ceylanına verdi.
Şimdi meçhul ve kendine meşhur alıp kaçmaların dirheminde çoğullanıyorum.
-Gürüldüyor yaryüzü. Damla damla sen iniyor sevi nadaslarıma.
-Kalk diyor huzur: Buhura, oradan yağmura, yağmurdan sonra kesin yarin gözyaşları vardır.
-Elbet sevginin de alnına isabet bir damlası.Ki bir damlaya ömür verilir.Her şey bir damlayla başlamıyor mu? Sen dağın yüreğinden akan pınar mı bekliyorsun.Pınarların ağzı çok soğuktur.Sen soğuya dayanamazsın ki.
nazlıcan 'a (ithaf)
Çığlığın çığından kurtuldu gidişin
üstüme üstüme dünyalar düştü
senden damlalı yağmurun selinde
kil utandı
Kalmalar yükü sırtımda. Gitmeler yüklü cümleler bırakmış.Eski yazıtlara benziyor.Okuyamıyorum sensizliği.
-Savurgan günceler peşime takılmış.Harfler seni mora taşısın derken,mors alfa’bendeki algıların zehri dökülmüş hayallerime.
Yalnızlığın yoksulluğundan harf harf yemiş benden uzak kalışları.
Kırınç bir metin gibi kırılmışlık okunuyor .Burma’da Budistlerin yaktığı herkes gibi bağrım yanık.Bütün dünya biliyor sensizliğin acısını; ama sen inanamadın.
-Hasretin yabancı dilini öğrendim, seni anlamak için.Kendine yabancı olan hasretine de yabancıdır, yabancı dil öğrenmeye gerek yok.
-Oyuncak olmasın duygular.Sevince insan çocuk kalır,oyuncaklar ister yani.Yani ; bakışlar, cilveler, dokunuşlar, masumluğu kapatan öpücükler ister.
Baharın bardağından aşk -1
Kırlangıçlar kırılıyordu kırılışının gösterisinde
Kelebekler uçuşuyordu gün’eşimi canlandırmak için
Serçeler seriliyordu serpilişinin uçurumunda
Aşka helal olmak için benden helak oluyordun
Duyubilimciler duyun beni
Duyularımda duman var
Sevdalıyım, dumanlıyım
İçim aşka ıslandı
Yanardağlar oluşuyor yüreğimde
Gidilemeyen bir yar tutuluyor tutkularıma
Duru cümleler içmeliyiz, gereksiz sözcüklerin kirlettiği sevda kitabından.
İsimlerimizi kerpetenler,adıllarımızı t’eller,sıfatlarımızı yürekler sararken sen fiil olup zaman zarfı gibi sende eriyişimi bekleme.
-Gülmelisin köklerimde. Eklerime kadar aşk olmalısın.
Tebessüm sunmalıyız can kırıklarımda dans eden gerçeğe. Biraz geniş zaman kipinde kalıp mazinin diplerindeki can acılarının suyunu kurutmalıyız. Her deme ilaç olacak güleç çekimlerimiz olmalı.
Yok olmalıyız sözlerin özünde. Tine kadimler sunmalıyız .Kirlenmiş özbeniliğin sularında kendimize gelmeliyiz kader gibi.
Perçinlensin permalarım. Perişanlığımı sarsın aşkın aşkı. Üşütmesin beni kedersizlik.Bütün acıları peşin aldım. Zararına sensizlikteyim.
23.23. 2010
Dar’alacağı vardı bu ruh künyesinin.Mutluluğu boş bir tenekeye bağlamış, kaderi koştur uğruna. Bir uğurböceği almış cebine,Saat olarak kullanırmış. Uğru tam ben geçiyordu ki aşk zil çalmış.
-Gitmiş açmış kapıyı. Kapı içinde kapı, o kapının içinde bin kapı. Arka arkaya açmış en son kapıyı açacakken.
-Bir ses:
…: Sen hangi senin kapısısın. Gönül, ruh, haz, ilim, keder, his, aşk, hazan, vuslat, yeniden kavuşma, binlerce kapı var; ama hangi sözün, hangi gözün, hangi ilimsel akışın, hangi kadın yüzün anahtar olacak.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!