Kalmalar yükü sırtımda. Gitmeler yüklü cümleler bırakmış.Eski yazıtlara benziyor.Okuyamıyorum sensizliği.
-Savurgan günceler peşime takılmış.Harfler seni mora taşısın derken,mors alfa’bendeki algıların zehri dökülmüş hayallerime.
Yalnızlığın yoksulluğundan harf harf yemiş benden uzak kalışları.
Kırınç bir metin gibi kırılmışlık okunuyor .Burma’da Budistlerin yaktığı herkes gibi bağrım yanık.Bütün dünya biliyor sensizliğin acısını; ama sen inanamadın.
-Hasretin yabancı dilini öğrendim, seni anlamak için.Kendine yabancı olan hasretine de yabancıdır, yabancı dil öğrenmeye gerek yok.
-Oyuncak olmasın duygular.Sevince insan çocuk kalır,oyuncaklar ister yani.Yani ; bakışlar, cilveler, dokunuşlar, masumluğu kapatan öpücükler ister.
Haydi yasakla ellerimle sana yazmayı.Aç kalmış bir benliğin mucidiyim.Sen gideli “ben” yok. Kendimi aramaya çıktım.
-Tut ve sakla aşka mey sunan sakilerden. Meyline meyhoş kalan sol tarafıma terazini koy. Tart beni , t’adından.
-Doymuşluklarımın yanılsama semalarına taşı.Göğüne değsin göğsüm. Başını koyduğun yerin yüceliğini ay ve yıldızlar da görmeli.
-Avur beni.
-Süreğen sözcüklerimin hecesinde titretiver. Kehanetlerimin tespihini çeksin içsel çakralar.
Mızrabının künyesinden çıkar ızdıraplarımı.Yönetmen yap ümitlerini.
Bütün aşk duvarları ince. Sen ruhumun yan ve yar komşusu .Ses geçiriyor aşk. Seni duyumsuyorum, seni görmenin görülmesinde görüyor gibiyim.
-Hayallerimde yüzen aşkın yunususun, su yutmuş özlemlerimizi taşıyorsun. Çok uzaktan çok yakınsın şimdi.
Üşüyen sözlerim sevda sözlüğünde. Isınan cümlelerim var tutku magmasında.
-Senin sevginin sıcaklığına ihtiyacım yok. Yoksul güzellerin gözlerinden giyiniyorum sensiz yaşamanın şıklığını.
*Kanayan yaram var. Para etmez ; ama seni özlemeye, yazmaya yetiyor.
-Damlalarla süslediğin ela gözlerinden akar benim sevda pınarım.
salıncaklar kurdum yıldızlara
ay ile el ele salınıyoruz
ay bir görsen
dünya dönmüyor
dünyam dönüyor
senin ekseninde
Gözyaşı pınarı akıyor vicdanımın çölünden... Yalnızlığını emen düşlerimden arta kalan melodik buluşmaların son sesinde gitmenin taktırdığı acıları doyuramadı aşk. Yanağımdaki benine tüm tutkularımı deşifre etmiştim haberin var mı....Bir gün şifreni söylemeden gittin... Gitmelerim seninle gelgitlerini oynadı yakamoz derleyen gecelerimde..Hep uz gittim,sen gitim,ben gittim der tepe değil, sen üstüne yar senin üstüne gittim.
Hecelik sözdü aşk,gecelik bir kayıptı ihanet…Rumumun icralarını,icracı hazlara ısmar eyledim.Öptüm meleksi bir kelebeğin o miniye gözlerinden…
Gözyaşlarının gölcüğünde en güzel yüzen aşk aslımın balığına özlem mektubumu yolladım. Gözbebeklerinin en vicdani bakışında beni yeniden okursan biter aşkımın şekilsizliği…Kabe’nin siyah örtüsü gibi ört üstüme siyah şalını…Üşütme benli bebeğini.Ki zaten sıcağı seviyorduk senle,hatta yine “ben al “gönül peteğinin yanı başına…Babanın ölümü kadar,bir ölümcül acı yaşatan malihulyaların yerli savunucu şairini al yeniden peri düşlerine.
Hasret ağır bir yük gibi yıkarken alıştığım her duyguyu sellerine taşırken,yetim gözyaşlarında eklenince vicdani lekelerim sızar sızar beni eritirdi taş bağırda.
Çözülmezliğin ölümsüzlüğünde sar beni,sor eşrafa,sor etrafa sana olan baki aşkımı anlatırlar.
Baharın bardağından aşk -1
Kırlangıçlar kırılıyordu kırılışının gösterisinde
Kelebekler uçuşuyordu gün’eşimi canlandırmak için
Serçeler seriliyordu serpilişinin uçurumunda
Aşka helal olmak için benden helak oluyordun
Duyubilimciler duyun beni
Duyularımda duman var
Sevdalıyım, dumanlıyım
İçim aşka ıslandı
Yanardağlar oluşuyor yüreğimde
Gidilemeyen bir yar tutuluyor tutkularıma
Duru cümleler içmeliyiz, gereksiz sözcüklerin kirlettiği sevda kitabından.
İsimlerimizi kerpetenler,adıllarımızı t’eller,sıfatlarımızı yürekler sararken sen fiil olup zaman zarfı gibi sende eriyişimi bekleme.
-Gülmelisin köklerimde. Eklerime kadar aşk olmalısın.
Tebessüm sunmalıyız can kırıklarımda dans eden gerçeğe. Biraz geniş zaman kipinde kalıp mazinin diplerindeki can acılarının suyunu kurutmalıyız. Her deme ilaç olacak güleç çekimlerimiz olmalı.
Yok olmalıyız sözlerin özünde. Tine kadimler sunmalıyız .Kirlenmiş özbeniliğin sularında kendimize gelmeliyiz kader gibi.
Perçinlensin permalarım. Perişanlığımı sarsın aşkın aşkı. Üşütmesin beni kedersizlik.Bütün acıları peşin aldım. Zararına sensizlikteyim.
23.23. 2010
Dar’alacağı vardı bu ruh künyesinin.Mutluluğu boş bir tenekeye bağlamış, kaderi koştur uğruna. Bir uğurböceği almış cebine,Saat olarak kullanırmış. Uğru tam ben geçiyordu ki aşk zil çalmış.
-Gitmiş açmış kapıyı. Kapı içinde kapı, o kapının içinde bin kapı. Arka arkaya açmış en son kapıyı açacakken.
-Bir ses:
…: Sen hangi senin kapısısın. Gönül, ruh, haz, ilim, keder, his, aşk, hazan, vuslat, yeniden kavuşma, binlerce kapı var; ama hangi sözün, hangi gözün, hangi ilimsel akışın, hangi kadın yüzün anahtar olacak.
Herkes çok şıktı, bütün isimler gibi.Yerine geçecek sözcüğü bekledim.
Adıl olup gılmanlarını yollamanı bekledim. Sözcük halinde hatta aşkı artıran ek halinde yerini tutacak güzelin adılısın.
-İsmin kadar bende tesirin var. Teslimiyettim bu yüzden.İsmin bütün özellikleri nerdeyse taşıyor adılın.
Gözlerimi kamaştırdı şahıs halin. Yerine geçen güzelin tekil ve çoğullarında arı oldum çiçek çiçek bal yaptım
Ben,sen, o, biz,siz, onlar… İşte bizim sevdamız.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!