9.yaşın kutlu olsun şiir yürek
Sevgi aynası bu gece üşümüş dağlarına
Eskimez güzelliğinle kayıp düşlerin yeşerir orda
Neşenle şarkılar okuyacak huzur ve sevgi
Rindin pusulasız gerçeğiyim-1
nur pınarının kıyısında yeşeren filizin mecnun dimağıyım
feyz alemlerinin rindiyim,s’onsuzluğumu tümler bilgeliğim
iksirini yüreğinde saklayan sakinin ceylan sözlerinde başlar anlamlarım
beni anlamak değildi aşk ya da şiir
Bir yaralıya verdim gelemeyişlerini
ısmarladım ıslak özlemleri hasret havasında
talan olmuş gönül gecelerin yıldızında seni saydım aşka
anlatılmazlığın duruşmasında kendimi yargıladım aşka
gelişin ile gidişin tezgâhında kendimi sundum güzellere
bir ben alana, bir ben içre ben bedava
Kızıl, ruhu puslanan sözcükler arasında senli huzurlar diledim aşk mesnevisinden.
Islak sözlerinle kurumadı yaram. Denizim köpürür, damlaların akınca,yüreğim çoşar, vicdanımın kurumuş çayı kendine gelir ,dirhem dirhem sana akar dünyam.
Yalnızlığının duvarına yaslandım Mevlana’dan yazdığın sözlerin can evimin dukalarında okundu.
“Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşığın bütün sırları meydandadır” Sırlarımla sinirlerim arasında yangınlarına çaresiz kaldım.
-Kendi bilinç yanılsamalarında hayata tutunabilmek için sevda ocağında pişecek aşka mecburum. Sen aşktan çıkalı çok oldu. Sen aşktan öte bir duygunun duyulsama erincindesin. Sensizliğe geldim, sen kendine kumar oynarken. Oysa ömrün kumara karşı, sevda fenerin denizlerimdeki güzellerin gemilerini takip etmekte. Kıskanıyor musun terk ettiğin ermişini. Dudaklarına değecek başka bir dudağın sıcak mevsimine karşı mısın ? Aşka yeni tarifelerle iç içe benli örgüler örüp kendi yalnızlığına kurşun atıp durma.
beni de attılar aşk cennetinden
oysa ben tutkunun melaikesi olarak,ol vakilere seviydim
ütopik bir can öldü huriler mezarlığımda
derinlerden bir ses geldi sevdiğinin kentlerini yakıver
zaten Ankara ‘ en kara bahttan yakmıştım
Çankırı da ruh komşusu diye ilk kez yakıp şiire kazandırmıştım
ütüsüz günlerim güneş doğduktan sonra başlıyor
güneş battı aşk battı ve kara yalnızlığın aynasındayım.....
gayrı yalnızlığımın atomlarında senli füzyonları çıkardım
kime baksam Nagazaki, senli naz aline
ölümsüz bir sevginin fay yatağında yüreğim sevili ve serili
beni aldı elemin cadısı
Şairden ilim gülüne ithaf...
Sevgiler su olur yüreğin akar ilim yoluna
En güzel gülücükler büyütür seni geleceğe
Varlığın ayna olur güzelliklere taranır sevenler
Dileğinin ırmağı akar sevdalara kalırsın sevde diye
Aşağıdan bir çığlık. Bekle geleceğim. Senin yerin var.Sen aslında bir sorusun.Sorunlarıma ve sorgularıma sargısın.Seni tanımsız gördüm.Sözlüklerde seni aradım.Tanımın yoktu.Yoksun.Var ediliş tümlenen br oyun mu? .Z inde olman gerek Zind Avesta’dan beri ruhsal bir duruluş ve duruş var.
Nerdesin? Neyin var? Ney çalar mısın özüne?
Burada olmak orada olmamaya benzemiyor.Ruhunun zikzaklarında adına kitabeler okundu.”Sen”,”sensizliğe” yapım eki.”Ben” bir adıl.
Kendi yerime geçtim
Kendim oldum.
Özledim.
Yanımda olmayışının yıl dönümlerde bir yanım daha yanıyor. Yandığım yan cümleler bir yar cümlesi eder mi? Yarıştığım, aşka barıştığım yüklemlerde yükümü soruyor sorgulayış.
Unutulma tepsinin içinde içi çürümüş bir meyve gibiyim. Çürüyüşüm sensizliğe, dimağın bitmezliğine.
Şimdi başka t’atların üstünde yürek yürüyüşüm.Koşmak ile yorulmak arasında bir de unutulmak var. Kendime kavuştum; ama sen yoktun.
'o kendini biliyora sitem'
içi boşaltılmış bir hüzün yamacında üstüme kaya olarak yuvarlandın
ezilmiş bir çığlıkla sustum sana
ilgi bekleyen mutlu aynalarına yansıl olmak ışınıydım
keza bende insanım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!