Keşkeleri yamaladığın yürek haritamdan siliyorum. Eyvah’larım ürüyorsa da yaşamaya devam ediyorum.
-Vicdanımı emen pişmanlıklar sülün oldu, gitmelere gelin oldu. Hangi pişmanlığın son hecesinde aklansam ,bana aldığın pişmaniyenin tadı çıkıyor.Tatlar ile acılar pişmaniye gibi dağılıyor dünyamda. Tadınla, acılarınla gün yüzüm kirlenmiş. Çantandan çıkarsan ıslak bir mendil silsen, ruhuma kadar ellerinle, gelmelerinle.
-Keşkeleri çıkardım hayatımdan. Hayatım bir keşkenin keşkeki oldu. Beni pişir sende.
ben seni unuturum sevdiğim
Kahve gözlerini, bir fincana gömerim, kırk yıl seni unutmamayı mumyalar dururum; ama köpük köpük sevdanı bir ömür içmek varken nasıl yaparım?
-Anıları nereye dökeceğim.Onca yaşadıklarımızı,iliklerine kadar yaşadığımız onca ilki nereye gömeceğim. Özene bezene çektiğimiz onca resim karesini hangi bakışla sileceğim söyler misin can kırığım.
Hüzün salıncağım bulutlara asılı, nemli bakışlarından eklenir akışlar.. Delirmiş özlemler ve seni unutamayan fışkınlarımın sesinde kalırdım nicelerinde.
Yüreğimdeki pervane sızım sızım sızlıyor, sensizliğin süzgecinden geçerken. Beklentiler,ekleniyor,ruhun vahalarına, gözyaşı nehrinin taşkınlığında yaralarımın Salı batıyor sineme.Yabansı bir hazın zimmetini ele geçirdi susmalar.
Gençliğinin tüm ayrıntılarını araştırıyor aşk.Gerçekten bir insan bu kadar sever mi?
Bu soruya milyonlarca his cevapsız kalıyor. Bu gönül imzası benim mi?
Ruhuma dolar, köstekli saat gibi gözyaşlarının damlası. İçimdeki hüzündenizi sana bağlar İstanbul Boğazımı.Kirlenmişliğin bütün suları akar sana doğru.Aşk beklemiyormuş oysa beyaz sularımızı,hüzünlerini kalbinde iyi sakla bari onlar kirlenmesin.
Bam tellerinden dökülen nağmeler, anonim sulara güftelenmiş gibi yüreğimi senin dalgalarına doğru hızla atıyorlar.
yapayalnızlığın hıçkırık demindeyim
gülmenin yakıştığı aşk definesiyim
gülemiyorum
oysa gül yüzünden dünyalar derledim
oysa güleç halin son aynasıydım
yüreğin t’aranıyordu ta benden
seni kısmetsizlikler ülkesinde
kendisizlik sessizliğinde
kendime sormadan unutmak istedim
unuttum ama kendimi
seni unutmak için henüz yaşlanmadı sevda
ağlayan bir yaranın kabuğuna yazıldın
hep ruh dışımdan kanayacak için
la denilen aitlerinin lahitler mezarlığında
eskiz bilincin cinleri uyandırır sensizliği
heba olmak için aşka
'Her sözcenin 'kutsanmış ' aşk içeriklerinde...
Atıl-dı alıngan gitmeler
Aşktan _yana. Yan yana yanmak
duyumsayış/tutkuya olanağım varsa varım
Sözcelerin üşümüş/ dövülen cümlelerde sen yoksun
Can_damarlarımdan 'ab-ı hayatım'... pınar
Dinlediğim kavuşma şarkılarında erimelerimi hızlandıran bir halin kalışındayım.
-Narlar dökülür güzellerin bağrında, güzelleri üzecek şarkılar besteler uslanmazlığım.
Tane tane açılımlarımın açısında doğrularım çözümsüzlükleri çözmez oldu.
- İki kadın arasında “dın” olmak üzereyim. Bir yaramın kabuğuna kadar yazılan, biri yaralanışımın kabuğunda yazılan şifreli uzak aşk kanallarında açık olan..
-Biri sosyolojik permalarımın en anlatılmaz sızılarında unutulmaz olarak kalıyor. Diğeri, aşk imparatorluğumun gerileme döneminde kraliçe olarak bahtımın tahtına oturdu.
- Ben sevmenin ermişiyim. Dergahıma ruh eteği perelermiş güzeller mey sunarken, ben yalnız aşka sarhoş oluyorum.
Rüyalar üstüne kurulu şehri ağlatacak kadar kapsamlıydı bende kalışın. Senden kalanların dili benle gidenlerin ilmini öğreniyorum.
-Sen, isimsiz şimşeğin damlalarınla aktığı içyüzümün sevi perisisin.
Bir kıvılcım muammasında sessiz bir yıldız çarpar geceme. Beni allara, halden binlerce hallere götürür.
-Gözlerine kadar değinmişliğim varsa bu zerre kadar bende kalan hayatında bırak sevsin beni kaderim.
Sen anlat İstanbul! ! !
Ben anlatınca boğaz ağlıyor ondan önce akarak, yakarak.Boğazıma kaçıyor bütün acılar.Yabancı bandıralı bir güzelin gemisine çarpıyor hazlarım,onsuz azlarım, yalnızlık sazlarım.Boğaz ‘ın serin sularında uluslararası antlaşmalar var, yaramın ıslaklığını çaresiz kalan.
Ben , söyleyince müzelik yaralı kanıyor gidişinden önce, kalışından sonra.
Ben, dillendirince sevgimin trafiği durur çekilmez oluyorsunuz ikiniz.
Şimdi onca kalabalık yalnızlığım sana benziyor. Bunca insan nereye gidiyor, bunca yalnız mı var? Ona benzeyen binlerin yüzünde neden yüzüm güleç değil İstanbul. Neden bu sevda senin kadar büyük, onu saklıyorsun yaramın ve yanımın başında. Küstüm sana İstanbul.
Sol yanım İstiklal gibi her şey, her sevda var; ama o yok.Adım başı sokak çalgıcıları, beni çalıyorlar. Beni bestelemiş belli; ama bu şarkılardaki hüzünlü beni arındır.Haliç gibi kirli düşlerimi temizlesin aşk ve hayat.
Sana yakılıyorum kaknus gibi.Küllerimden sana doğmanın İsa öncesi var.Ben Meryem’in yar kardeşiyim.Yokluğunda nun masallar anlatıldı. Hun yaralar okundu ömrümde.Hiçbir şey bu yanışa set olamıyor.Çünkü sen her zerremde zer oldun. Her yönümde senli rüzgarlar eser.
Ne yana essen anlatılmaz heveslerim künyesi kafiyelenir şiirsiz sensiz kalışlara.
-Ulaşılma miminde mumyalanan yüzünün fotojenik jenliğinde mer olan ruhumun örtük yanları yamalanır.
-Sol yolunda yörüngeni koyan karıncalarım, tutku erzağı biriktiriyor.
Yüreksizliğimin sapaklarında, kavuşma kavşağının mavi ışıkları yanar. Benden sana geçiş için koyulmuş.
Benden uzak kalışların tozu kapsar,kapsam alanı dışında görüşemediğimiz her anı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!