İplikçiler mezarlığında bir beyaz gül
Beyazından mermere düşüyor çiğ
Yanı başında artezyen kuyusu şırıl şırıl su
Şimdi ölen kim sıra kimde
Artık kim gelecek haneme
Buruk bir gülümseme altın dişlerimde
Tablo mühür aşk gibi,
Ah ve keşkelerimiz
İyi ve kötü ne varsa
Unuttuklarımız ve henüz
Yanımızda olmayanlar adına
İnsanlar,
Kızıl ufukların son kertesine yol alırken çatanalar,
Koyu lacivert göğün vadilerini kanatıyor yaldızlı parıltılar
Pencerelerden bakıyoruz
Kristal bir meteor, sokak lambalarına inat harlıyor evrenin ateşini
Kül ile toz, gül ve yaprak
Karayla beyaz, un ve kömür gibi bize uzak
ıslak zemine sis yağıyor
yağmur yağıyor tekerler dönüyor
gökten yeşil yıldızlar akıyor
şişhanede sokaklara bir duman çüküyor
incecik elleriyle bir çocuk
kuşlara yem döküyor
İstasyon caddesine yağmur yağıyor
Gözlerin tolerans tanımıyor……….
İçimden küsmek geliyor…………
Aşk böyle bitiyor……………
Yıkılır kentler göğün tanrıçası ölünce
Mitolojik görkemiyle uyanır kaleler
Ve asırlık çınarlar küser geceye
Mistik bir ses çınlar kulaklarımda
Bir çıngıyla tutuşur gövdende yaralar
Zeus’tan cenneti müjdeler bir kahraman
Baştan aşağı bırakıyor hünerini
Billur bir ışık demeti
Kaç insan tülüne bakıyor odanın
Sesler işitiyor durmadan
Islak mektuplar yazıyor geceye
Elmas bir bardakta içiyor yalnızlığı
Kara çaldın
Ey sevgili kara çaldın
Gökte maviye denizde suya
Kara çaldın
Yollar aştım oteller gezdim
Kentler yıktım
Kar bozan izlerde sevdim seni
Bir bavul vedayı öptüm alnından
Ayaklarım hırpalandı
Çağlar ötesine yolladım sultan sofralarını
Sana geldim
Derin dehlizlere koştum
Ömrün ortasında sarılmak isterken
kar çiçeği yapraklarına
Ayazda donuyor kar çiçeği
Düşen yaprakları saçlarımda
Eğilip gitti mevsimlerin güzeli
Düş sokakları şimdi kapkara




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!