Nasıl başlamalı bir şiire: Felsefeyle septik
Besmeleyle dinsel, doğa dersen hintsel
Bir bakıma bulanık sulardan yıldız toplamak yaşamak
Bir bakıma kirli bir aynanda mutluluk aramak
Yaşamak, günün tavanında bir karmaşanın ortasına dalmak gibi bir şey
Veya kargaların imrenmesi yağmurun gözyaşlarına
Yüzüme bak Elanta
Yüzüm dünyadan uzakta
Yağmur ıslatmış gözlerini
Gözlerin şimdi her sokakta
Sen ateşe teslim olurken
Gözlerindeki felaketten
Büyümedi kafeste kardelen
Özlemin erken inmesi kalbime
Aşkın gece kuşatmasından belliydi
Göğe her yıldız düşmesinde
Maha ayar veridi kirpiğinin mecni
Perdeleri çekti
Sanırım akşam oluyordu
Dedi ki:
Istırap dağlarına söyleyin
gecenin uyluğunda göğeren yıldız
bir avuç çığlık
bir tutam giz
kafamın içinde bir yığın sanrı
insan kaddinde boğulmaz senin güneşin
ben hiçbir aşkın ağlatısında yanmadım
her şeyi yok etmem ondan
ahlak abidelerine yanaşma olmadı bizim kalbimiz
sabahın ağzında bir yığın düş gömü yaz ve kışlarımız
bir umut koysa soframıza ebem kuşağı
İplikçiler mezarlığında bir beyaz gül
Beyazından mermere düşüyor çiğ
Yanı başında artezyen kuyusu şırıl şırıl su
Şimdi ölen kim sıra kimde
Artık kim gelecek haneme
Buruk bir gülümseme altın dişlerimde
Tablo mühür aşk gibi,
Ah ve keşkelerimiz
İyi ve kötü ne varsa
Unuttuklarımız ve henüz
Yanımızda olmayanlar adına
İnsanlar,
Kızıl ufukların son kertesine yol alırken çatanalar,
Koyu lacivert göğün vadilerini kanatıyor yaldızlı parıltılar
Pencerelerden bakıyoruz
Kristal bir meteor, sokak lambalarına inat harlıyor evrenin ateşini
Kül ile toz, gül ve yaprak
Karayla beyaz, un ve kömür gibi bize uzak
aşka benzer bazı kelimeler
kesmeden heceyi birleşen de vardır
ayrılıp başkasına yaslanan da...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!