Mezarlıklar gezerdim eskinin İstanbul'unda.
Edirnekapı, Eyüp, Şişli, Çağlayan.
Rum-ermeni mezarlığını hatırlarım şişlide.
Girişi ne kadarda heybetli, insan şaşıyor.
Sanırsın ki içeridekiler hala yaşıyor.
Çiçeklere bezenmiş resimli mezarlar,
Ne de çok anlamsız,
Öylece durman orada...
Gül gibi gerçekken,
Hava kadar soyut.
Kuş gibisin yani,
Kim demiş ümitsizlikten yıkılacağız.
Gün gelince mavi ufuklarda kanat vuracağız.
Gök kubbeye saçıldıkça saklanan sırlar.
Masmavi bir bahara uyanacağız.
Su bile kirlendi, ellerin ne ki.
Ucube bir silüettir penceremdeki.
Ne yaşlısı masum, ne beşikteki.
Simalar kin dolu, dildeki ne ki.
İnsandı insana cefayı veren.
Bilmez insan geride kalanı
Acısı neye denk
Unutur mu unutamaz mı
Bilmez giden kalınmaz mı
Bir hayat örüntüsü
Ne yakışır be sana aşk.
Yaşamın huzurunu gül çehrenden alırken.
Bir buse versen şöyle durup dururken.
Bir yudum umut bahşetsen sana aşık olurken.
Çağlayan nehir gibi kararlı,
Yanma gönül yanma uykulara dal.
Uyanık olmaktandır sendeki bu hal.
Cehalet makbulse cehalette kal.
Bilsen bile söyleme uykulara dal gönül.
Kandili güneş sanıp, etrafında dönerler.
Ey gönül ehli!
Derdi derman belleme.
Erenler bilir onu.
Aşkı gönülden ırak eyleme.
Kem söyleme, kelamın ruhu var.
Kıymet bilmeyeni kamil belleme.
Öylesine dalıp gittin ansızın.
Hayal aleminde ne görüyorsun?
Yıkılmış düşlerin izleri var sende.
Gönül pencerenden ne izliyorsun?
Vermeyi murat ettimi mevlâ,
Hiçbir şey aynı kalmadı.
Aynaya düşen suret değişti.
Başkalaştı dünya,
Değişti hayat,
Bilinen kanunlara inat dünya değişti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!