Ey yüce makamın, münkir sahibi,
Hakka zulümsün, nefsim de ne ki.
Asan bile keskin mülkiyetindeki.
Ne vahşi azamet üzerindeki.
Yek olmuş eşrafın ateş saçıyor.
Ne yağmur vardı,
Ne de aşkın havası.
Namümküne bağlanmış,
İmkânsız müptelası.
Çınarlar yeşerdi boz yamaclarda.
Yemyeşil yapraklar döküldü gitti.
Sinsi sırtlanlar ile kaldık başbaşa.
Aslan yurekliler sır olup gitti.
Yele verdik harman yerini.
Cenneti terk etmek üzmüyorsa.
Rab’i kızdırmak ürkütmüyorsa...
Ahret inancın yoksa üstat!
Ne diyeyim ki sana, ne söyleyeyim.
Gözyaşıyla yetinmeyip, kan akıttın.
Mevt diyorum, marka diyorsun.
Kuzum! Benimle eğleniyor musun?
Kendini lâyemut zannediyorsun.
Makamın erkine güveniyorsun.
Bilgi alıyormuşsun; çaycıdan, çorbacıdan, bekçiden.
Yaşıyorum dediğime kanma,
Gün be gün bir ömür kaybediyorum.
Dünyaya açılan ufacık penceremden,
Sararmış kavaklıklar seyrediyorum.
Öylesine bir hikaye.
Öylesine güzel bir huzur.
"O yar gelir yazı yaban gül olur.
Yüzün görsem tutulur dilim lal olur."
Her günahın tövbesi,
Her hatanın özrü aşamasındayım.
Kime zarar vermişsem özür.
Kimi incitti isem af ola.
Kime hakkım geçti ise haşir oluruz yan yana.
Yanan her ateşi bahar sayarım.
Ağır gelmezsin bana sen.
Yokluğun od olup yakar güneşimi,
Seninle kara kışı bahar yaşarım.
Yaşıyorum can yaşıyorum...
Sirkeci, Sultanahmet, adaları dolaşıyorum.
Aynada değişen suretime şaşıyorum.
Yaşamak denirse bende yaşıyorum.
Ne beşeri kanunlar tanıyor ruhum,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!