Evren senden ibaret değil...
Kim bilir belki; dünya kendi ekseninde dönüyordur.
Bilemediğimiz, unutulmuş bir yerde.
Bir çocuk, bir kelebeğe su veriyordur.
Her şey değişirken hayatta,
Mezarlıklar gezerdim eskinin İstanbul'unda.
Edirnekapı, Eyüp, Şişli, Çağlayan.
Rum-ermeni mezarlığını hatırlarım şişlide.
Girişi ne kadarda heybetli, insan şaşıyor.
Sanırsın ki içeridekiler hala yaşıyor.
Çiçeklere bezenmiş resimli mezarlar,
Ne de çok anlamsız,
Öylece durman orada...
Gül gibi gerçekken,
Hava kadar soyut.
Kuş gibisin yani,
Kim demiş ümitsizlikten yıkılacağız.
Gün gelince mavi ufuklarda kanat vuracağız.
Gök kubbeye saçıldıkça saklanan sırlar.
Masmavi bir bahara uyanacağız.
Her düşen, derde düçar.
Ey aşk bu kadar boş muydun.
Şebnem misali düştün yüzüme,
Ey göz yaşım bu kadar coşkun muydun.
Kim ihya olmuş, kim şifa bulmuş.
Su bile kirlendi, ellerin ne ki.
Ucube bir silüettir penceremdeki.
Ne yaşlısı masum, ne beşikteki.
Simalar kin dolu, dildeki ne ki.
İnsandı insana cefayı veren.
Ne yakışır be sana aşk.
Yaşamın huzurunu gül çehrenden alırken.
Bir buse versen şöyle durup dururken.
Bir yudum umut bahşetsen sana aşık olurken.
Çağlayan nehir gibi kararlı,
Neyimiz kaldı ki.
Bedeline mukabil her şey satılık.
Işık hızında geçiyor hayat.
Ruh çekildi, gördüğün her şey dünyalık.
İnsan...
Yolun yorulduğu yerdeyim.
Yokluğun belirdiği yerdeyim.
Ne susuz bir baharda,
Ne sonsuz bir çöldeyim.
Bolluk fışkıran toprağın üstünde,
Azgın benlikle dip dibeyim.
Nerede miyiz.
Güneşin batıdan doğacağı yerdeyiz.
Bildiğin her şeyin yalan olacağı yerdeyiz.
İhtimaller iklimindeyiz.
İtin atı tepip,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!