Yüreğim soğudu yokluğundan,
Kara kış üşütür içimi.
Sensizliğin ayazı vurur,
Dört bir yanım hasret iklimi.
Üzerini sıkı sıkıya ört, emi...
Limandan demir almış gidiyorsun,
Dostum, yolun, bahtınla açık olsun.
Hayat dediğin ne ki akıp gider;
Yaşamda bugün varsın, yarın yoksun.
Seni özü de, sözü de bir bildim,
Yıllara yer eden bir tutam sevda,
Her gün biraz daha içlenir, dostlar.
Bahtıma yazılan ne varsa hatta,
Hasreti sırtlayıp yol yürür, dostlar.
Her bahar umuttan bir çiçek solar,
Yüz bin manalı, ah şu insanlar ah,
Her ömrün sonu muamma ki eyvah.
Bir tabut düşün, içinde sen ki vah,
Bu kaçıncı tarumar, yalan dünya?
Her seçiş bir vazgeçiştir felekten,
Herkes yazılan bir hikâyede oynar;
Şu dünya dedikleri sahneyi izle.
Eksilmek ne kadar acı;
Bir ölü gibi daima soğuk ziyadesiyle.
Yaran, yarama değmiyor bir türlü.
Öldükten birkaç saat sonrası küs ve üvey;
O hıçkıra hıçkıra ağlamalar azalır.
Evde yeme içmeyle ilgilenen her birey,
Kabirde çiçekli Kur’an saçar, hali hazır.
Aklın cinneti, organizmalar çalışırken,
Çok derinden bir ah geldi.
Hicranım karardı yıllar,
Kapanmaz yaralar imdi;
Vicdanım dağlandı yıllar.
İçi kanatan gözlerin,
Bu bir vazgeçiştir.
İçimde sustuklarım haykırıyor.
Söyleyemediğim sözler,
Kuru dallarımda sinsice yanıyor.
Gidiyorum… kendimden,
Her gün bir yerini çiziyorsun kalbimin;
Çize çize vuruyorsun neşteri.
Belli etmesem de nasıl da acıyor…
Geri dönülmez artık, telafi edilmez gayri.
Kanlı meydan muharebeleri gösterdi:
Yaşam, dipsiz ve karanlık bir kuyu;
Görünür insanların yorgun gözlerinde.
O gözlerde saklanan bin bir yalan,
Erir gider, ölüm denen o mutlak hakikatte.
En uzak mesafeler, sanma ki yollardır;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!