Gecelerin, sessizliği sardı içimi.
Kimseye,güvenemiyorum,dost kalmamış.
Arkanı dönmenle,vuruyorlar sırtına hançeri.
En iyi dost,gecelerdir.
Bana bunu mu layık gördün sonunda,
Bir ömür verdim de, kaldım darda.
Gözümün yaşını sildim tenhada,
Artık olsanız da birdir, olmasanız da.
Karanlık dünya içine alıyordu seni,
Bizi artık sırdaş ölüm ayırıyordu.
Yokluğun, kor ateşler gibi düştü yüreğime;
Oysa yolun başlarındaydık, hani?
Erken Çöken Karanlık
Güven, sekiz yaşında bir çocuktu ama elleri kırk yaşındaki bir işçinin nasırlarını taşıyordu. Akranları sokakta saklambaç oynarken o, küçük omuzlarında evinin geçim yükünü, sanayideki usta baskısını ve erken büyümek zorunda kalmanın ağırlığını taşıyordu. Onun için hayat; oyuncak arabalardan değil, taşınması gereken ağır yüklerden, üzerine sinen pas ve egzoz kokusundan ibaretti. Çırak olarak çalıştığı o soğuk dükkanda, eline tutuşturulan İngiliz anahtarı onun tek oyuncağı olmuştu. Ustası her bağırdığında, içindeki çocuk biraz daha saklanır, biraz daha görünmez olurdu.
Akşamları eve döndüğünde çocuk kalbiyle bir köşede sessizce ağlar, vitrinlerde gördüğü rengarenk oyuncaklara sadece uzaktan bakabilirdi. Gözyaşlarıyla yıkadığı o kirli yüzü, aynada ona bir çocuğun değil, çoktan yaşlanmış bir adamın çehresini gösterirdi. İçindeki o neşeli, koşup oynamak isteyen çocuk hiç konuşamadı; çünkü hayat ona oyun oynamayı değil, sadece hayatta kalmayı öğretmişti.
Yıllar hızla geçti ve Güven büyüdü. Gece gündüz çalışarak kurduğu işler sayesinde maddi olarak büyük bir güce kavuştu. Artık istediği her şeyi satın alabilecek, çocukken uzaktan baktığı o vitrinleri dilerse kapatabilecek durumdaydı. Ancak ne zaman şık takım elbisesiyle lüks arabasına binse, dikiz aynasında hâlâ o elleri nasırlı sekiz yaşındaki çocuğu görüyordu.
Maddi olarak güce kavuştuğu gün bile lunaparkın önünden geçerken içinde hep bir sızı hissetti. Rengarenk ışıkların altında kahkahalar atan çocukları izlerken, paranın zamanı geri alamayacağını bir kez daha anladı. Cebindeki servet, çocukluğunun tek bir dakikasını bile satın almaya yetmiyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın; çocukken elinden alınan o masum neşeyi ve yaşanamamış yılları hiçbir başarı geri getiremedi.
Bayramlar eskilerde kaldı,
Çocukken her kapıyı çalardık.
Şeker, harçlık toplar;
En çok kim topladı diye yarışırdık.
Arefe gecesi bir telaş başlardı,
Kokulu sabunla tenimiz yurdu.
Annem ıslak saçı sıkıca örerdi,
Gözümüz odanın kapısında dururdu.
Yeni pabuçları koyardık yastığa,
Yaraladılar yüreğimden bilmeden,
Yusuf'la Nursima düştü hayalime.
Ağlarım durmaz, dinmez gözyaşları,
Sinemde sönmeyen yara, sızlar derinden.
Kimseye kendini zorla sevdiremezsin.
Sevmek isteyen, sorgusuz sualsiz sever.
Bahanelerin arkasına sığınmaz.
Sevmek isteyen seni, herşeyinle sever.
Hayatın acımasız kollarındayım.
Sevdiğimden uzak, gözümün önünde ama ulaşamıyorum.
Dokunmak, onu hissetmek istiyorum, yapamıyorum.
Sadece hayellerimde, yüreğimde hissediyorum.
Hayatım boyunca, herşeyin diyetini ödedim.
Ayrılıklara, aldatmalara, dışlanmalara alıştım.
Yinede kimseye ödün, vermedim.
Kimseye eyvallahım yok, elhamdülillah.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!