Sensizliğin çölünde yürüyen bir seyyahım,
Gözlerinin vahasına varmak, tek günahım.
Bakışın, bin yıllık buzulları eriten ateş;
Sesin, karanlık çağlara doğan güneş.
Mihri Didem nefesinle döner devran,
DOLDUM
Bir sabahın sanki alnına yazılı,
Adınla uyandım ben içime kazılı.
Dünya kalbimin eşiğinde misali,
Aklım mı seni sevdi önce?
Kalbim mi kandırdı yine?
Bu ikilinin çekişmesinde
Soruyorum, rövanşı kimde?
Story atmış, çayına limon sıkıyor,
Altına “ Özgürüm” diye yazıyor.
Beni engellemiş, grupta anlatıyor-
Modern aşk bu işte: susan kazanıyor.
Mürdüm gökyüzü gömülmüş ateşten geceye,
Soluklanır sessizlik onun kendi gövdesinin içinde,
Rüzgâr sahra taşlarının arasından geçerken,
Ay parmak uçlarımda titrer soğuk ve derinden.
Bu aşka çok müsamaha gösterdim peki neden?
Gözlerin hâlâ beni arıyor mu yitip giden?
Yoksa sessizlikte mi kaldım tümüyle ben?
Daha nasıl katlanabilir ki bu yüke beden?
Ben yürürüm sessizce kalabalıkların içinde.
Bir bakış bile sırrımı deşifre edebilir diye,
O yüzden taşırım kalbimde ağır bir giz gibi,
Sana ait olan ama senden gizlediğim narin sevgiyi.
Bir kitap sayfası arasında kurumuş çiçek gibi,
HİKMETSE
Yalnızlık bir labirent, taşları ince ve sivri,
Sükûtun içi kıvranır, küf dolu mavi.
Bir fırtına çalar kapımı, paramparça ciğer,
Denizin dibinde bekleyen sırlarsa bir diğer.
Geçiyor gökyüzünden bir martı
Kanatlarında ise bir simit kırıntısı
Çocuğun düşmüş mü gülüşünden
Belki de kaymış annesinin elinden
Gözlerin hep uzaklara bakar;
Merak ettim, orada kim var?
Pencere gibi duran sayfada
Açılınca mor renkler sızar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!