Kül rengi bir sabahın eşiğinde duruyorum,
Avuçlarımda senden kalma o keskin sessizlik...
Her gece bir yıldız seçerdim gözlerinden,
Karanlık çöktüğünde yolumu bulayım diye...
Şimdi hangi sokağa dönsem yabancıyım,
Sanki adımı hiç fısıldamamışsın gibi kulağıma...
Ben senin karanlığına mum yaktım,
Eridim...
Avuçlarımda sana ait binlerce yara izi,
Kimse bilmez içimde sakladığım o asıl bizi..
sönmüş mumun dibinde kalan son tortuyum şimdi
Kendi külümden doğmaya mecalim yok ateşim sende kaldı.
Gönül penceremi kapattım dışa,
İçerde kaybolan ümitler suskun.
Baharım erkenden yenildi kışa,
Yorulan adımlar yollara küskün.
Dost diye bağrıma bastığım taşlar,
Bir garip sevdadır düştü serime,
Hasretin mührünü vurdu ferime.
Kimse merhem sürmez derin yerime,
Sızlar her nefeste yaram, sevdiğim
Zemheri ayında açar mı güller?
İçme diyorsun ya, her gece böyle,
Derdimin dermanı, var mıdır söyle?
Yalnızlık hükmünü, sürerken öyle,
Şu koca dünyada, zordayım şimdi.
Hani ya verdiğin, o kutsal sözler?
Buyur otur, bu sofra senin eserin..
Başköşeye kurul, kalmasın kederin.
Yalanlarla mayaladım ekmeğini,
Kendi ellerinle düğümledin kaderini.
Sana özel hazırladım, ihanet sarmasını,
İçine gizledim en derin yarasını.
Geceler uykumu, böler de gider,
Şu yorgun canımı, deler de gider.
Hasretin bağrımı, eler de gider,
Bitmiyor içimde, sızım var benim.
Yollar pusu kurmuş, geçit vermiyor,
Bunca yıl kimsesizliğin o buz gibi soğuğunda kaldın
Her gülüşün ardında binlerce gizli yara sakladın...
Sen umudu beklerken hep hayal kırıklığına sarıldın
Kendi hayatının içinde en çok da kendinden yoruldun.
Hep bir eksik hep bir yarım bıraktılar seni
Henüz koklamadan soldu gül yüzün
Kalbimi söküp de nereye gittin?
Gönlüme ekildi bitmeyen hüzün
Boynunu büküp de nereye gittin?
Süt kokusu vardı beyaz bezinde
Bahar seli gibi coşup çağlayan
Gizli dertlerine her gün ağlayan.
Ümidini kara taşa bağlayan
Garibin halini gör hele turnam.
Zaman perdesini aralar ölüm




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!